bu hafta antalyada konuşulan konu buydu. tabi başbakan ve türkiye seçim gündeminde olduğu gibi.
antalyada sokakta, mekanlarda ve otobüslerde kulak misafiri olduğum kadarı ile 3 madde ön plana çıkıyor;
1- antkart (antalyalılar RANTKART diyorlar) başlangıcındaki art niyetli uygulamalar.
2- kepez merkez arasındaki tramvay ve şehir içi trafiğinin iyice aksaması.
3- adalet bakanı m.ali şahin in seçim konuşması (halkı "bizi seçmezseniz hizmet alamazsınız" diyerek tehdit etmesi. bizim siyasilerimizde bu kafa hep var. sanki harcanan parayı ceplerinden çıkarıyorlar. benim paramla bana hava atıyor, tehdit ediyor.)
halk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
halk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
03 Nisan 2009
05 Temmuz 2007
onurlu bir türkiye
güzel bir başlık;
peki bu başlık ütopya olmaktan öteye nasıl gider.
* insanlarımızın 400 - 600 ytl aralığında maaşla güçlükle geçinmeye çalışırken, bu insanların gözlerinin içine baka baka ; -çocukları zenginlerin bursuyla okuyup, diğer oğlu "taksitle" gemi alırken, kendisi de ticaret yapmazsam geçinemem - diyerek. bu insanlarla dalga geçenler başımızda olmadığında...
* milletin temsilcilerinin; halkı inim inim inlerken, sırf 3 aylık maaşlarını alabilmek için seçim tarihini temmuz sonuna ayarlayıp hak etmedikleri paraları pişkinlikle cebe indirmediğinde....
* siyasi partilerin en zengin, yandaşlarına iş - ihale bulan, halkın parasını oluk oluk bu güruha akıtan sivil toplum kuruluşları olmak yerine; çözüm üreten, elde edilen geliri en alt guruptan başlayarak tüm halka eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle dağıtan sivil toplum kuruluşları olduklarında...
* ahlaksızlığın başını çekip sonrada halka akıl vermeye kalkmadığında..
* kuyumcuların, doktorların toplumun orta kesimini oluşturan ve daha rahat bir hayat süren insanların, asgari ücretliden daha fazla vergi ödediğinde yani vergi kaçırmadığında....
* türkiye dış ticaret açığı ile dünya birinciliğine oynarken, japonya gibi dış ticaret fazlası olan ülkeden daha fazla zenginini dünya milyarderleri listesine sokmadığında....
* maliye bakanının oğlunun mısır ithalatı yapmadan 5-6 ay önce ithal mısıra uygulanan gümrük vergisini %35 den %20 ye indirip, bu alım yapıldıktan 3 ay sonra % 70 e çıkarmadığında....
* siyasiler için etik yasasının çıkarılıp, parti değiştirmenin kaldırıldığı, dokunulmazlığın sınırlandırıldığı, kıyak emekliliklerin iptal edildiği ve milletvekilliğinin yan gelip yatma ve haybeden para kazanma yeri olmadığı, aksine vatana hizmet ve halkın parasının son kuruşuna kadar verimli kullanılması gerektiği bilincinin aşılandığı yer olduğunda......
* milleti soyanların,(adi suçlular değilde türkiye yi 30 yıl geriye götüren banka soyguncularının) apodan daha aşağı bir muamele gördüğünde...
* televizyon kanallarının allı güllü magazin motorlarının hayatlarını halka uyuşturucu kıvamında pompalamadığı, asgari ücretlinin, emeklinin, çiftçinin yani bu ülkenin yükünün altında inim inim inleyenlerin hayatlarının ekranlarda anlatıldığında....
* kısacası halkımızın bizim paramızla elit kısmın nasıl günlerini gün ettiklerini anladıklarında bu ülkenin büyük bir uyanışa geçeceğine, saflık derecesinde bir iyi niyetle inanıyorum.........
not: bu maddelere eklenecek o kadar çok şey var ki, aklıma geldikçe ekleyeceğim. sizinde aklınıza gelenler olursa çekinmeden yorumlar kısmına ekleyiniz.
peki bu başlık ütopya olmaktan öteye nasıl gider.
* insanlarımızın 400 - 600 ytl aralığında maaşla güçlükle geçinmeye çalışırken, bu insanların gözlerinin içine baka baka ; -çocukları zenginlerin bursuyla okuyup, diğer oğlu "taksitle" gemi alırken, kendisi de ticaret yapmazsam geçinemem - diyerek. bu insanlarla dalga geçenler başımızda olmadığında...
* milletin temsilcilerinin; halkı inim inim inlerken, sırf 3 aylık maaşlarını alabilmek için seçim tarihini temmuz sonuna ayarlayıp hak etmedikleri paraları pişkinlikle cebe indirmediğinde....
* siyasi partilerin en zengin, yandaşlarına iş - ihale bulan, halkın parasını oluk oluk bu güruha akıtan sivil toplum kuruluşları olmak yerine; çözüm üreten, elde edilen geliri en alt guruptan başlayarak tüm halka eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle dağıtan sivil toplum kuruluşları olduklarında...
* ahlaksızlığın başını çekip sonrada halka akıl vermeye kalkmadığında..
* kuyumcuların, doktorların toplumun orta kesimini oluşturan ve daha rahat bir hayat süren insanların, asgari ücretliden daha fazla vergi ödediğinde yani vergi kaçırmadığında....
* türkiye dış ticaret açığı ile dünya birinciliğine oynarken, japonya gibi dış ticaret fazlası olan ülkeden daha fazla zenginini dünya milyarderleri listesine sokmadığında....
* maliye bakanının oğlunun mısır ithalatı yapmadan 5-6 ay önce ithal mısıra uygulanan gümrük vergisini %35 den %20 ye indirip, bu alım yapıldıktan 3 ay sonra % 70 e çıkarmadığında....
* siyasiler için etik yasasının çıkarılıp, parti değiştirmenin kaldırıldığı, dokunulmazlığın sınırlandırıldığı, kıyak emekliliklerin iptal edildiği ve milletvekilliğinin yan gelip yatma ve haybeden para kazanma yeri olmadığı, aksine vatana hizmet ve halkın parasının son kuruşuna kadar verimli kullanılması gerektiği bilincinin aşılandığı yer olduğunda......
* milleti soyanların,(adi suçlular değilde türkiye yi 30 yıl geriye götüren banka soyguncularının) apodan daha aşağı bir muamele gördüğünde...
* televizyon kanallarının allı güllü magazin motorlarının hayatlarını halka uyuşturucu kıvamında pompalamadığı, asgari ücretlinin, emeklinin, çiftçinin yani bu ülkenin yükünün altında inim inim inleyenlerin hayatlarının ekranlarda anlatıldığında....
* kısacası halkımızın bizim paramızla elit kısmın nasıl günlerini gün ettiklerini anladıklarında bu ülkenin büyük bir uyanışa geçeceğine, saflık derecesinde bir iyi niyetle inanıyorum.........
not: bu maddelere eklenecek o kadar çok şey var ki, aklıma geldikçe ekleyeceğim. sizinde aklınıza gelenler olursa çekinmeden yorumlar kısmına ekleyiniz.
01 Temmuz 2007
Time dergisini şaşkına çeviren Türk…
1979 yılının sonları...
ABD, 1980 yılında yapılacak başkanlık seçimine doğru hızla yol almaktadır. Haliyle Amerikan medyası da seçime kayıtsız değildir.
Amerika’nın prestijli dergisi Time bu süreçte okuyucuların dikkatini çekmek için farklı bir atraksiyon yapmayı düşünür. ABD’nin tüm eyaletlerini kapsayan bir anket yapar.
Soru şudur: “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?”
Bilindiği gibi Amerika her ırktan, her dinden, her milletten oluşan kozmopolit bir toplumdur. Dolayısıyla soruya verilen cevaplar da buna uygun olur. Gerçek Amerikalıların cevapları rutindir. Bilinen şeyleri tekrar ederler. “İnsanları zengin yapmak için elimden geleni yapardım” diyen de olur, “ben mevcut başkandan daha iyi yönetemezdim” diyen de… Hatta azımsanmayacak oranda “siyaset ilgi alanıma girmiyor” diyenler çıkar.
Araştırma sonuçlandığında farklı milletlere mensup insanlar arasında en ilginç cevabı Niğde’den göçüp 6 yıldır New York’ta göçmen statüsünde kapıcılık yapan bir Türk’ün verdiği görülür. Niğdeli kapıcımızın “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?” sorusuna verdiği cevap o kadar dikkat çekici bulunur ki, dergide tam 7 sayfa yer ayrılır.
“Ben başkan olsaydım…” diye başlar vatandaşımız konuşmasına, ardından Hollywood senaristlerine taş çıkartacak açıklamalarda bulunur. Savaşlar da vardır konuşmasının içinde, hükümetlere yönelik ihtilaller de, bir çırpıda birilerini görevden alıp, başkalarını atamalar da…
Araştırma sonunda ankete verilen tüm cevaplar o gün için sahip olunan teknik imkânlarla bilgisayara yüklenir ve sosyolojik, siyasal, ekonomik ve soruyu yanıtlayan kişinin demografik özellikleri de hesaba katılarak bir sonuca varmaya çalışılır. Ortaya çıkan sonuç şudur: “Bu Türkler en az 40 yıl daha refaha ve siyasal istikrara kavuşamaz.”
Değerlendirmenin gerekçesi olarak da, “Türklerin işleri erbabına bırakmadıkları” gösterilir.
Boş konuşuyoruz?
O günden bu yana kaç yıl geçmiş aradan… Tam 28 yıl.
Kaç yıl kalmış geriye? 12 yıl…
Değişen bir şey var mı? Yok.
Bırakın diğer sosyal organizasyonları ve teşekkülleri, bu ülkenin sayısı 450 bini aşan kahvehanelerinde bile sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar neler konuşuluyor dersiniz?
Ha New York’ta Amerika’yı yönetmeyi kalkan, ama bu kafayla 40 fırın ekmek de yeseniz yine de iki yakanız bir araya gelmez denilen Niğdeli kapıcı… Ha bu ülkenin ekran ekran dolaşan ve bilgiç bilgiç yorumlar yapan aydınları, siyasetçileri ya da profesörleri… Ben arada fark göremiyorum, ya siz?
2001 krizinden sadece birkaç ay evvel anlı şanlı bir gazetemiz TÜSİAD Başkanının ağzından “10 yıl sonrasını görüyoruz…” manşeti atarken, aynı günlerde televizyonlarda yayınlanan ekonomi tartışma programlarında deveyi havuduyla yutarcasına ücret alan gedikli ekonomistlerden hiçbiri “kriz kapıda” yorumu yapmıyordu. Değil 10 yıl sonrasını, 10 gün sonrasını göremedikleri anlaşıldı.
Niğdeli kapıcıya sakın ola kızmayın?
Onun verdiği cevaplarla ülke ancak 40 yıl sonra düzlüğe çıkarmış.
Yahu bu aydın müsveddeleri 150–200 yıldır konuşuyorlar, uzantıları da onlarca yıldır yönetimdeler hala yerimizde sayıyoruz… Aksini iddia eden var mı?
Kısacası milletçe çok konuşuyoruz ama boş konuşuyoruz?
Akşama kadar siyaset konuşuyoruz ama siyasetin seyrine ve yapılma biçimine etki edemiyoruz. Olan biteni sadece seyrediyoruz. Konuştuğumuz kadar iş üretemiyoruz. Yaprak kıpırdatamıyoruz. Organize olamıyoruz.
Siyaset kurumunu, kamu idaresini, belediyeleri kısacası bizi yönetenleri denetleyemiyoruz. Herkesin yaptığı yanına kar kalıyor. Arsızlığın hırsızlığın önüne toplumsal duyarlılıkla geçemiyoruz.
Nüfusu 5,2 milyon olan Finlandiya’da sivil toplum kuruluşlarına üye sayısı 20 milyonu aşıyor. Yani her bir kişi en az 4 kuruluşa üye demek bu… Bu hesaba göre Türkiye’de STK üyesi sayısı 280 Milyon olmalı. Hâlbuki 2005 verilerine göre ülkemizde 795 kişiye sadece bir STK düşüyor.
Demek ki “ne olacak bu memleketin hali?” diye her yerde ulu orta geyik yapmaktansa, adam gibi bir şeyler yapmak gerekiyor. Lafa gelince “ben olsaydım…” diye başlayan cümlelerle ahkâm kesmeye bayılıyoruz da, söz konusu olan somut bir şey yapmak olunca havlu atıyoruz.
Böyle olunca da, müstahak olduğumuz şekle idare ediliyoruz.
Bundan daha iyi bir idare bu topluma şimdilik fazla…
O kadarını hak etmiyoruz…
osman özsoy
çok güzel bir tespit. yazılanlara katılıyorum.( bir öz eleştiride bulunayım. ben de herhangi bir kulüp ve derneğe üye değilim.)
kaynak:.... haber7.com
ABD, 1980 yılında yapılacak başkanlık seçimine doğru hızla yol almaktadır. Haliyle Amerikan medyası da seçime kayıtsız değildir.
Amerika’nın prestijli dergisi Time bu süreçte okuyucuların dikkatini çekmek için farklı bir atraksiyon yapmayı düşünür. ABD’nin tüm eyaletlerini kapsayan bir anket yapar.
Soru şudur: “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?”
Bilindiği gibi Amerika her ırktan, her dinden, her milletten oluşan kozmopolit bir toplumdur. Dolayısıyla soruya verilen cevaplar da buna uygun olur. Gerçek Amerikalıların cevapları rutindir. Bilinen şeyleri tekrar ederler. “İnsanları zengin yapmak için elimden geleni yapardım” diyen de olur, “ben mevcut başkandan daha iyi yönetemezdim” diyen de… Hatta azımsanmayacak oranda “siyaset ilgi alanıma girmiyor” diyenler çıkar.
Araştırma sonuçlandığında farklı milletlere mensup insanlar arasında en ilginç cevabı Niğde’den göçüp 6 yıldır New York’ta göçmen statüsünde kapıcılık yapan bir Türk’ün verdiği görülür. Niğdeli kapıcımızın “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?” sorusuna verdiği cevap o kadar dikkat çekici bulunur ki, dergide tam 7 sayfa yer ayrılır.
“Ben başkan olsaydım…” diye başlar vatandaşımız konuşmasına, ardından Hollywood senaristlerine taş çıkartacak açıklamalarda bulunur. Savaşlar da vardır konuşmasının içinde, hükümetlere yönelik ihtilaller de, bir çırpıda birilerini görevden alıp, başkalarını atamalar da…
Araştırma sonunda ankete verilen tüm cevaplar o gün için sahip olunan teknik imkânlarla bilgisayara yüklenir ve sosyolojik, siyasal, ekonomik ve soruyu yanıtlayan kişinin demografik özellikleri de hesaba katılarak bir sonuca varmaya çalışılır. Ortaya çıkan sonuç şudur: “Bu Türkler en az 40 yıl daha refaha ve siyasal istikrara kavuşamaz.”
Değerlendirmenin gerekçesi olarak da, “Türklerin işleri erbabına bırakmadıkları” gösterilir.
Boş konuşuyoruz?
O günden bu yana kaç yıl geçmiş aradan… Tam 28 yıl.
Kaç yıl kalmış geriye? 12 yıl…
Değişen bir şey var mı? Yok.
Bırakın diğer sosyal organizasyonları ve teşekkülleri, bu ülkenin sayısı 450 bini aşan kahvehanelerinde bile sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar neler konuşuluyor dersiniz?
Ha New York’ta Amerika’yı yönetmeyi kalkan, ama bu kafayla 40 fırın ekmek de yeseniz yine de iki yakanız bir araya gelmez denilen Niğdeli kapıcı… Ha bu ülkenin ekran ekran dolaşan ve bilgiç bilgiç yorumlar yapan aydınları, siyasetçileri ya da profesörleri… Ben arada fark göremiyorum, ya siz?
2001 krizinden sadece birkaç ay evvel anlı şanlı bir gazetemiz TÜSİAD Başkanının ağzından “10 yıl sonrasını görüyoruz…” manşeti atarken, aynı günlerde televizyonlarda yayınlanan ekonomi tartışma programlarında deveyi havuduyla yutarcasına ücret alan gedikli ekonomistlerden hiçbiri “kriz kapıda” yorumu yapmıyordu. Değil 10 yıl sonrasını, 10 gün sonrasını göremedikleri anlaşıldı.
Niğdeli kapıcıya sakın ola kızmayın?
Onun verdiği cevaplarla ülke ancak 40 yıl sonra düzlüğe çıkarmış.
Yahu bu aydın müsveddeleri 150–200 yıldır konuşuyorlar, uzantıları da onlarca yıldır yönetimdeler hala yerimizde sayıyoruz… Aksini iddia eden var mı?
Kısacası milletçe çok konuşuyoruz ama boş konuşuyoruz?
Akşama kadar siyaset konuşuyoruz ama siyasetin seyrine ve yapılma biçimine etki edemiyoruz. Olan biteni sadece seyrediyoruz. Konuştuğumuz kadar iş üretemiyoruz. Yaprak kıpırdatamıyoruz. Organize olamıyoruz.
Siyaset kurumunu, kamu idaresini, belediyeleri kısacası bizi yönetenleri denetleyemiyoruz. Herkesin yaptığı yanına kar kalıyor. Arsızlığın hırsızlığın önüne toplumsal duyarlılıkla geçemiyoruz.
Nüfusu 5,2 milyon olan Finlandiya’da sivil toplum kuruluşlarına üye sayısı 20 milyonu aşıyor. Yani her bir kişi en az 4 kuruluşa üye demek bu… Bu hesaba göre Türkiye’de STK üyesi sayısı 280 Milyon olmalı. Hâlbuki 2005 verilerine göre ülkemizde 795 kişiye sadece bir STK düşüyor.
Demek ki “ne olacak bu memleketin hali?” diye her yerde ulu orta geyik yapmaktansa, adam gibi bir şeyler yapmak gerekiyor. Lafa gelince “ben olsaydım…” diye başlayan cümlelerle ahkâm kesmeye bayılıyoruz da, söz konusu olan somut bir şey yapmak olunca havlu atıyoruz.
Böyle olunca da, müstahak olduğumuz şekle idare ediliyoruz.
Bundan daha iyi bir idare bu topluma şimdilik fazla…
O kadarını hak etmiyoruz…
osman özsoy
çok güzel bir tespit. yazılanlara katılıyorum.( bir öz eleştiride bulunayım. ben de herhangi bir kulüp ve derneğe üye değilim.)
kaynak:.... haber7.com
Etiketler:
arsız,
boş konuşmak,
bürokrat,
gelecek,
halk,
hırsız,
icraat,
iş adamı,
politikacı
13 Haziran 2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


