politikacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
politikacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2007

a.necdet sezer

Yılmaz ÖZDİL'den...

Sezer...

Yedi yıl geçti.
Sormanın zamanıdır...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in çocuklarının ismini bilen var mı?
Efendim ? Duyamadım...
Mesela, " Sezer'in kızı Ebru" diye başlayan bir cümle kursam, kaçınız itiraz edebilir, Ebru değil de, Betül diye?
Veya " oğlu Tarık" desem...
Var mı doğrusunu bilen?
Çalışıyorlar mutlaka...
Ne iş yapıyorlar?
Babaları cumhurbaşkanı yahu...
VIP'e girerken gören?
Genişletelim soruyu...
Hayali ihracat yapan yeğeni var mı?
Devlet kredisiyle banka alan kuzeni?
Kayınço?
''Sen benim kim olduğumu biliyor musun" diye fors yapan müteahhit kanka?
Var mı?
Peki, aile fotoğrafı?
Bıraktık işadamlarını... Gelin? Damat?
Nerede bu insanların magazin dergilerindeki şatafatlı pozları, televizyondaki görüntüleri, gazetelerdeki röportajları?
Elalemin yatında gören?
Verdimse, ben verdim... Duyan?
Telefon açsa neyse... Kimseye mektup yazdı mı,"hamili kart yakinimdir" diye?
Uzatmayayım...
Bizden biriydi.
Yedi yıl geçti... Hâlâ bizden biri.
Sadece bu mütevazı tablo bile, Sezer'in ne kadar başarılı bir Cumhurbaşkanı olduğunun kanıtıdır.
"İdeolojik" olarak karşı çıkanları, anlarım...
"Siyaseten" eleştirenlerin haklı olduğu taraflar vardır, normal. Ama...
Kırmızı ışıkta durduğu için, yalaka gazetecileri limuzinine bindirmediği için, Köşk'ün mutfağından ithal peyniri çıkardığı için, israf sevmediği için, akrabalarını zengin etmediği için, ayıp denilen kavramın farkında olduğu için, Beyaz Saray'a gidip akıl sormadığı için vizyonsuz" deniyorsa...
Hâlâ bu kadar saldırılıyorsa...
Memleketteki utanmazların, ne kadar cesur, arsız ve cüretkâr olduğunun da kanıtıdır.


siyaset ve devlet kademelerinde sayın sezer karakterinde insanlar arttıkça bu ülke türkiye olacak.

05 Temmuz 2007

onurlu bir türkiye

güzel bir başlık;

peki bu başlık ütopya olmaktan öteye nasıl gider.

* insanlarımızın 400 - 600 ytl aralığında maaşla güçlükle geçinmeye çalışırken, bu insanların gözlerinin içine baka baka ; -çocukları zenginlerin bursuyla okuyup, diğer oğlu "taksitle" gemi alırken, kendisi de ticaret yapmazsam geçinemem - diyerek. bu insanlarla dalga geçenler başımızda olmadığında...

* milletin temsilcilerinin; halkı inim inim inlerken, sırf 3 aylık maaşlarını alabilmek için seçim tarihini temmuz sonuna ayarlayıp hak etmedikleri paraları pişkinlikle cebe indirmediğinde....

* siyasi partilerin en zengin, yandaşlarına iş - ihale bulan, halkın parasını oluk oluk bu güruha akıtan sivil toplum kuruluşları olmak yerine; çözüm üreten, elde edilen geliri en alt guruptan başlayarak tüm halka eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle dağıtan sivil toplum kuruluşları olduklarında...

* ahlaksızlığın başını çekip sonrada halka akıl vermeye kalkmadığında..

* kuyumcuların, doktorların toplumun orta kesimini oluşturan ve daha rahat bir hayat süren insanların, asgari ücretliden daha fazla vergi ödediğinde yani vergi kaçırmadığında....

* türkiye dış ticaret açığı ile dünya birinciliğine oynarken, japonya gibi dış ticaret fazlası olan ülkeden daha fazla zenginini dünya milyarderleri listesine sokmadığında....

* maliye bakanının oğlunun mısır ithalatı yapmadan 5-6 ay önce ithal mısıra uygulanan gümrük vergisini %35 den %20 ye indirip, bu alım yapıldıktan 3 ay sonra % 70 e çıkarmadığında....

* siyasiler için etik yasasının çıkarılıp, parti değiştirmenin kaldırıldığı, dokunulmazlığın sınırlandırıldığı, kıyak emekliliklerin iptal edildiği ve milletvekilliğinin yan gelip yatma ve haybeden para kazanma yeri olmadığı, aksine vatana hizmet ve halkın parasının son kuruşuna kadar verimli kullanılması gerektiği bilincinin aşılandığı yer olduğunda......

* milleti soyanların,(adi suçlular değilde türkiye yi 30 yıl geriye götüren banka soyguncularının) apodan daha aşağı bir muamele gördüğünde...

* televizyon kanallarının allı güllü magazin motorlarının hayatlarını halka uyuşturucu kıvamında pompalamadığı, asgari ücretlinin, emeklinin, çiftçinin yani bu ülkenin yükünün altında inim inim inleyenlerin hayatlarının ekranlarda anlatıldığında....

* kısacası halkımızın bizim paramızla elit kısmın nasıl günlerini gün ettiklerini anladıklarında bu ülkenin büyük bir uyanışa geçeceğine, saflık derecesinde bir iyi niyetle inanıyorum.........

not: bu maddelere eklenecek o kadar çok şey var ki, aklıma geldikçe ekleyeceğim. sizinde aklınıza gelenler olursa çekinmeden yorumlar kısmına ekleyiniz.

01 Temmuz 2007

Time dergisini şaşkına çeviren Türk…

1979 yılının sonları...

ABD, 1980 yılında yapılacak başkanlık seçimine doğru hızla yol almaktadır. Haliyle Amerikan medyası da seçime kayıtsız değildir.

Amerika’nın prestijli dergisi Time bu süreçte okuyucuların dikkatini çekmek için farklı bir atraksiyon yapmayı düşünür. ABD’nin tüm eyaletlerini kapsayan bir anket yapar.

Soru şudur: “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?”

Bilindiği gibi Amerika her ırktan, her dinden, her milletten oluşan kozmopolit bir toplumdur. Dolayısıyla soruya verilen cevaplar da buna uygun olur. Gerçek Amerikalıların cevapları rutindir. Bilinen şeyleri tekrar ederler. “İnsanları zengin yapmak için elimden geleni yapardım” diyen de olur, “ben mevcut başkandan daha iyi yönetemezdim” diyen de… Hatta azımsanmayacak oranda “siyaset ilgi alanıma girmiyor” diyenler çıkar.

Araştırma sonuçlandığında farklı milletlere mensup insanlar arasında en ilginç cevabı Niğde’den göçüp 6 yıldır New York’ta göçmen statüsünde kapıcılık yapan bir Türk’ün verdiği görülür. Niğdeli kapıcımızın “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?” sorusuna verdiği cevap o kadar dikkat çekici bulunur ki, dergide tam 7 sayfa yer ayrılır.

“Ben başkan olsaydım…” diye başlar vatandaşımız konuşmasına, ardından Hollywood senaristlerine taş çıkartacak açıklamalarda bulunur. Savaşlar da vardır konuşmasının içinde, hükümetlere yönelik ihtilaller de, bir çırpıda birilerini görevden alıp, başkalarını atamalar da…

Araştırma sonunda ankete verilen tüm cevaplar o gün için sahip olunan teknik imkânlarla bilgisayara yüklenir ve sosyolojik, siyasal, ekonomik ve soruyu yanıtlayan kişinin demografik özellikleri de hesaba katılarak bir sonuca varmaya çalışılır. Ortaya çıkan sonuç şudur: “Bu Türkler en az 40 yıl daha refaha ve siyasal istikrara kavuşamaz.”

Değerlendirmenin gerekçesi olarak da, “Türklerin işleri erbabına bırakmadıkları” gösterilir.

Boş konuşuyoruz?

O günden bu yana kaç yıl geçmiş aradan… Tam 28 yıl.

Kaç yıl kalmış geriye? 12 yıl…

Değişen bir şey var mı? Yok.

Bırakın diğer sosyal organizasyonları ve teşekkülleri, bu ülkenin sayısı 450 bini aşan kahvehanelerinde bile sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar neler konuşuluyor dersiniz?

Ha New York’ta Amerika’yı yönetmeyi kalkan, ama bu kafayla 40 fırın ekmek de yeseniz yine de iki yakanız bir araya gelmez denilen Niğdeli kapıcı… Ha bu ülkenin ekran ekran dolaşan ve bilgiç bilgiç yorumlar yapan aydınları, siyasetçileri ya da profesörleri… Ben arada fark göremiyorum, ya siz?

2001 krizinden sadece birkaç ay evvel anlı şanlı bir gazetemiz TÜSİAD Başkanının ağzından “10 yıl sonrasını görüyoruz…” manşeti atarken, aynı günlerde televizyonlarda yayınlanan ekonomi tartışma programlarında deveyi havuduyla yutarcasına ücret alan gedikli ekonomistlerden hiçbiri “kriz kapıda” yorumu yapmıyordu. Değil 10 yıl sonrasını, 10 gün sonrasını göremedikleri anlaşıldı.

Niğdeli kapıcıya sakın ola kızmayın?

Onun verdiği cevaplarla ülke ancak 40 yıl sonra düzlüğe çıkarmış.

Yahu bu aydın müsveddeleri 150–200 yıldır konuşuyorlar, uzantıları da onlarca yıldır yönetimdeler hala yerimizde sayıyoruz… Aksini iddia eden var mı?

Kısacası milletçe çok konuşuyoruz ama boş konuşuyoruz?

Akşama kadar siyaset konuşuyoruz ama siyasetin seyrine ve yapılma biçimine etki edemiyoruz. Olan biteni sadece seyrediyoruz. Konuştuğumuz kadar iş üretemiyoruz. Yaprak kıpırdatamıyoruz. Organize olamıyoruz.

Siyaset kurumunu, kamu idaresini, belediyeleri kısacası bizi yönetenleri denetleyemiyoruz. Herkesin yaptığı yanına kar kalıyor. Arsızlığın hırsızlığın önüne toplumsal duyarlılıkla geçemiyoruz.

Nüfusu 5,2 milyon olan Finlandiya’da sivil toplum kuruluşlarına üye sayısı 20 milyonu aşıyor. Yani her bir kişi en az 4 kuruluşa üye demek bu… Bu hesaba göre Türkiye’de STK üyesi sayısı 280 Milyon olmalı. Hâlbuki 2005 verilerine göre ülkemizde 795 kişiye sadece bir STK düşüyor.

Demek ki “ne olacak bu memleketin hali?” diye her yerde ulu orta geyik yapmaktansa, adam gibi bir şeyler yapmak gerekiyor. Lafa gelince “ben olsaydım…” diye başlayan cümlelerle ahkâm kesmeye bayılıyoruz da, söz konusu olan somut bir şey yapmak olunca havlu atıyoruz.

Böyle olunca da, müstahak olduğumuz şekle idare ediliyoruz.

Bundan daha iyi bir idare bu topluma şimdilik fazla…

O kadarını hak etmiyoruz…

osman özsoy

çok güzel bir tespit. yazılanlara katılıyorum.( bir öz eleştiride bulunayım. ben de herhangi bir kulüp ve derneğe üye değilim.)

kaynak:.... haber7.com

02 Mayıs 2007

borçsuz olmak onurlu bir bağımsızlığı temin eder

haber:

Venezüella, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası üyeliğinden çıkacağını açıkladı

Venezüella, “ABD emperyalizminin emrinde” olmakla suçladığı Uluslararası Para Fonu (IMF)
ve Dünya Bankası üyeliğinden çıkacağını açıkladı.

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle katıldığı bir
kutlama toplantısında yaptığı konuşmada, “Bundan böyle, ne IMF'ye, ne Dünya Bankasına ne
de başka hiç kimseye ihtiyacımız yok. Artık Washington'a gitmek zorunda değiliz” dedi.

Chavez, ayrılma kararını bu kuruluşlara en kısa zamanda resmen bildireceklerini söyledi.

Dünyanın 5. büyük petrol ihracatçısı olan Venezüella, petrol fiyatlarının yükselmesi
sayesinde IMF'ye ve Dünya Bankasına olan bütün borçlarını kapatmıştı.

IMF ile Dünya Bankasını Latin Amerika'nın içinde bulunduğu yoksulluktan sorumlu tutan
Chavez, Latin Amerika ülkelerinin kendi aralarında alternatif bir kredi kurumu
oluşturmalarını savunuyor.

Chavez, ciddi bir sermaye katkısı sağlamaya söz verdiği ve “Güney Bankası” adını önerdiği
bu alternatif bankanın Latin Amerika ülkelerinin bağımsız kalkınma politikalarına yardımcı
olacağına inanıyor.


yorum:

efendim kendisini destekliyor ve seviyoruz. böyle gaz verici açıklamalarının devamını diliyoruz. darısı bizim başımıza. biz imf den ancak angut ve uzlaşamayan politikacılar para edince kurtuluruz. onları isteyene satar borçlarımızı kapatırız. zira satacak petrolümüz olmadığından. bu vesileyle gönülsüz sevgililiğimizi de sona erdirmiş oluruz. ciğeri beş para etmeyen, medeniyetlerini kan ve gözyaşı üzerine inşa eden insanların (devletlerin) elini eteğini bir avuç para için öpmeyi içime sindiremiyorum.


haber kaynağı: haberturk, canavarlar