gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Şubat 2009

pardus ve windows yüklü ntfs bölümü

bu komut genellikle pardus(linux) ve windows işletim sistemi kullananların işine yaracağını düşünüyorum. windows işletim sisteminin hata veya uygunsuz kapatma sonucu ulaşılamayan ntfs bölümüne ulaşmak için makineyi windowsla açıp normal bir şekilde kapattıktan sonra ntfs bölümüne girebiliyorduk.

""mount -t ntfs-3g /dev/sda1 /mnt/sda1 -o force""

bu yazdığım komutu root yetkisi ile verirsek açma kapamaya gerek kalmadan ntfs bölümüne bağlanabiliriz. yalnız komutta yazan "sda1" benim bilgisayarımdaki ntfs bölümlerden biri. siz bu komutu yazarken kendi ntfs bölümünüzün adını yazmalısınız.

22 Eylül 2007

neden pardus?

ben 94 yılından beri windows un pek çok sürümünü kullandım. o dönemlerde tek alternatifimiz olduğu için eleştiri veya yadırgama gibi bir durumum yoktu. linux ü duyduğumda da alışkanlıklarım dolayısıyla ve ilk çıkan ürünlerin son kullanıcı açısından zorluklarla dolu olması neden ile hep geriden izledim. ta ki pardus u yükleyip kullanana kadar.

şimdi başa dönelim ve "niye pardus?" sorusunu samimiyetle cevaplayalım. yerel bir çalışma. sadece yerel olması önemli değil. bu proje ile sahip olacağımız kazanımlar daha çok önemlidir. artık dünya çok farklı bir döneme giriyor. kullandığımız kaynaklar giderek azalıyor. bu da kaçınılmaz gerilim ve savaşların başlayacağını haber veriyor. böyle bir durumda; onurlu, kendi ayakları üzerinde durabilen bir ulus olmak istiyorsak bağımlılıklarımız asgari düzeyde olmalıdır. bunu microsoft ile yapamayacağımız açıktır. bunun yerine alternatifler üretme zorunluluğumuz var. pardus bu boşluğu dolduracağına inanıyorum. biz zorluklarla kazandığımız milli servetimizi dış alımlarla köreltiyoruz. bizim sorunumuz bu. yazılıma harcadığımız para araştırılırsa ne demek istediğim anlaşılacaktır. bizim -maalesef- osmanlı dan ala ala en kötü yanını lüks ve gösteriş kültürünü almışız. (örnek olarak asgari ücretle çalışan vatandaşımızın elinde bile 1000 ytl lik telefonlar buna en güzel örnek. onlarıda ancak %20 kapasite ile kullanıyorlar)

benim bu soruya cevabım; pardus bilgisayardaki günlük işlerimi en az angaryayla gerçekleştireceğim bir işletim sistemi olması bir yana, ileriye dönük ortaya çıkabilecek daha büyük gereksinimler için en büyük alternatif olacağına inandığım içindir. bu da karşılaştığım pek çok sorunu çözme azmi vermektedir. bunu yaparken cevap alamadığım veya ters cevap aldığım insanların kaprisleri bile beni hiç bir zaman zorlamamıştır(ama çoğunlukla samimi bir dayanışma ve yardımlaşma ile arşılandım. en azından her zaman balık vermek yerine tutmayı da öğrettiler) . çünkü sonuçta amaçladığım şey o kadar basit değil. o nedenle bu tür küçük ayrıntılara takılıp enerjimi boşa
harcama niyetinde değilim. bu çalışmalar sonucunda pek çok insan bu tür yazılımları çok iyi kullanabilen birer birey olacak. yazılım alanında çalışan arkadaşlar bu alt yapıyı kullanarak daha büyük projelere imza atacak. ben bunun gerçekliliğine inanıyorum.

milli bayramlar ve törenlerde okuduğumuz marşlara böyle sahip çıkabiliriz. istiklal marşında anlatılanlarla ancak böyle düşünerek tek vücut olabiliriz. bunun dışında yapacağımız her şey bizi bu amacımızdan uzaklaştıracaktır. bu anlattıklarım benim samimi düşüncelerimdir. bunlar ışığında herkes kendine "niçin pardus?" diye sormalı ve cevabını vermelidir.

benim için bir işletim sisteminden ötesini ifade etmektedir. bunu fırsat bilerek projede emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.


not: 29 Mayıs 2007 tarihli bir mailimden alıntıdır.

01 Temmuz 2007

Time dergisini şaşkına çeviren Türk…

1979 yılının sonları...

ABD, 1980 yılında yapılacak başkanlık seçimine doğru hızla yol almaktadır. Haliyle Amerikan medyası da seçime kayıtsız değildir.

Amerika’nın prestijli dergisi Time bu süreçte okuyucuların dikkatini çekmek için farklı bir atraksiyon yapmayı düşünür. ABD’nin tüm eyaletlerini kapsayan bir anket yapar.

Soru şudur: “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?”

Bilindiği gibi Amerika her ırktan, her dinden, her milletten oluşan kozmopolit bir toplumdur. Dolayısıyla soruya verilen cevaplar da buna uygun olur. Gerçek Amerikalıların cevapları rutindir. Bilinen şeyleri tekrar ederler. “İnsanları zengin yapmak için elimden geleni yapardım” diyen de olur, “ben mevcut başkandan daha iyi yönetemezdim” diyen de… Hatta azımsanmayacak oranda “siyaset ilgi alanıma girmiyor” diyenler çıkar.

Araştırma sonuçlandığında farklı milletlere mensup insanlar arasında en ilginç cevabı Niğde’den göçüp 6 yıldır New York’ta göçmen statüsünde kapıcılık yapan bir Türk’ün verdiği görülür. Niğdeli kapıcımızın “Başkan olsaydınız Amerika’yı nasıl yönetirdiniz?” sorusuna verdiği cevap o kadar dikkat çekici bulunur ki, dergide tam 7 sayfa yer ayrılır.

“Ben başkan olsaydım…” diye başlar vatandaşımız konuşmasına, ardından Hollywood senaristlerine taş çıkartacak açıklamalarda bulunur. Savaşlar da vardır konuşmasının içinde, hükümetlere yönelik ihtilaller de, bir çırpıda birilerini görevden alıp, başkalarını atamalar da…

Araştırma sonunda ankete verilen tüm cevaplar o gün için sahip olunan teknik imkânlarla bilgisayara yüklenir ve sosyolojik, siyasal, ekonomik ve soruyu yanıtlayan kişinin demografik özellikleri de hesaba katılarak bir sonuca varmaya çalışılır. Ortaya çıkan sonuç şudur: “Bu Türkler en az 40 yıl daha refaha ve siyasal istikrara kavuşamaz.”

Değerlendirmenin gerekçesi olarak da, “Türklerin işleri erbabına bırakmadıkları” gösterilir.

Boş konuşuyoruz?

O günden bu yana kaç yıl geçmiş aradan… Tam 28 yıl.

Kaç yıl kalmış geriye? 12 yıl…

Değişen bir şey var mı? Yok.

Bırakın diğer sosyal organizasyonları ve teşekkülleri, bu ülkenin sayısı 450 bini aşan kahvehanelerinde bile sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar neler konuşuluyor dersiniz?

Ha New York’ta Amerika’yı yönetmeyi kalkan, ama bu kafayla 40 fırın ekmek de yeseniz yine de iki yakanız bir araya gelmez denilen Niğdeli kapıcı… Ha bu ülkenin ekran ekran dolaşan ve bilgiç bilgiç yorumlar yapan aydınları, siyasetçileri ya da profesörleri… Ben arada fark göremiyorum, ya siz?

2001 krizinden sadece birkaç ay evvel anlı şanlı bir gazetemiz TÜSİAD Başkanının ağzından “10 yıl sonrasını görüyoruz…” manşeti atarken, aynı günlerde televizyonlarda yayınlanan ekonomi tartışma programlarında deveyi havuduyla yutarcasına ücret alan gedikli ekonomistlerden hiçbiri “kriz kapıda” yorumu yapmıyordu. Değil 10 yıl sonrasını, 10 gün sonrasını göremedikleri anlaşıldı.

Niğdeli kapıcıya sakın ola kızmayın?

Onun verdiği cevaplarla ülke ancak 40 yıl sonra düzlüğe çıkarmış.

Yahu bu aydın müsveddeleri 150–200 yıldır konuşuyorlar, uzantıları da onlarca yıldır yönetimdeler hala yerimizde sayıyoruz… Aksini iddia eden var mı?

Kısacası milletçe çok konuşuyoruz ama boş konuşuyoruz?

Akşama kadar siyaset konuşuyoruz ama siyasetin seyrine ve yapılma biçimine etki edemiyoruz. Olan biteni sadece seyrediyoruz. Konuştuğumuz kadar iş üretemiyoruz. Yaprak kıpırdatamıyoruz. Organize olamıyoruz.

Siyaset kurumunu, kamu idaresini, belediyeleri kısacası bizi yönetenleri denetleyemiyoruz. Herkesin yaptığı yanına kar kalıyor. Arsızlığın hırsızlığın önüne toplumsal duyarlılıkla geçemiyoruz.

Nüfusu 5,2 milyon olan Finlandiya’da sivil toplum kuruluşlarına üye sayısı 20 milyonu aşıyor. Yani her bir kişi en az 4 kuruluşa üye demek bu… Bu hesaba göre Türkiye’de STK üyesi sayısı 280 Milyon olmalı. Hâlbuki 2005 verilerine göre ülkemizde 795 kişiye sadece bir STK düşüyor.

Demek ki “ne olacak bu memleketin hali?” diye her yerde ulu orta geyik yapmaktansa, adam gibi bir şeyler yapmak gerekiyor. Lafa gelince “ben olsaydım…” diye başlayan cümlelerle ahkâm kesmeye bayılıyoruz da, söz konusu olan somut bir şey yapmak olunca havlu atıyoruz.

Böyle olunca da, müstahak olduğumuz şekle idare ediliyoruz.

Bundan daha iyi bir idare bu topluma şimdilik fazla…

O kadarını hak etmiyoruz…

osman özsoy

çok güzel bir tespit. yazılanlara katılıyorum.( bir öz eleştiride bulunayım. ben de herhangi bir kulüp ve derneğe üye değilim.)

kaynak:.... haber7.com