siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Eylül 2010

AKP DEMOKRASİ ANLAYIŞI...

* Antalya'da Hayır bildirisi dağıtan kadınlar ve Aydın'da bir mitingde Hayır pankartı taşıyan dört genç gözaltına alındı...

* Belediye Zabıtaları Pendik'te Hayır mitingine çağrı yapanlara saldırdı, bir kişi yaralandı...

* AKP'liler Mersin'de Hayır oyu kullanılması için çalışma yapan gençlere saldırdı, gençler göz altına alındı.

* Beyoğlu'nda Evet yürüyüşü sırasında Hayır standı mitinge katılanlar ve polisin saldırısına uğradı...

* AKP Bağcılar ilçe yöneticileri Hayırcı muhtarı tartakladı.

* Kağıthane, Gaziosmanpaşa ve İçerenköy'de Hayır standlarına yapılan saldırılarda bir kişi yaralandı...

* Gaziantep'te "Hayır" tişörtü giyen genç polis tarafından alıkonularak kamerayla kaydedildi ve tişörtünü ters giymek zorunda bırakıldı...

nasıl? daha demokratik bir anlayışın eseri değil mi?

not: uykusuz dergisi kapağından alıntı...

21 Şubat 2010

siyaset cemaat ve yargı

dün yazdığım konu hakkında araştırma yaparken, yazdıklarımdan daha beter kaynaklar gördüm. şu rezilliğe bakın. adaletmiş, hakmış, kimlerim kalkındığı ne kadar belli. tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak bu mu? tek kelime ile rezillik.

inançları çok kuvvetli bir adam değilim ama şunu söyleyebilirim, islamdaki en büyük günahlardan biri kul hakkı yemek. ben buna ahlaki bir ilke olarak inanıyorum. peki ya gözümüzün içine baka baka allah diyenler.

aşağıdaki linkleri bir inceleyin ilhan cihaner in ulaştığı dinleme kayıtlarına bakın. rezilliğin diz boyunu çoktan geçtiğini göreceksiniz...

1. link
2. link
3. link
4. link
5. link


ilhan cihaner in yaptığı soruşturmada bunun gibi binlerce sayfa konuşmadan bahsediliyor. hem bu soruşturmanın üstü örtülüyor, hem de bu soruşturmayı yapan savcı tutuklanıyor. günümüz iktidarının ADALET anlayışını görmek açısından iyi bir örnek. aynı zamanda günümüz siyasetinde cemaatlerin etkisi de inkar edilemez bir açıklıkla ortada.

13 Eylül 2008

bizi deniyorlar (uykusuz) 13.08.2008

onların gözünde birer denekten farkımız yok. hızlı trenleri için bizi deniyorlar, abuk sabuk yasa teklifleri için hep bizi deniyorlar.

çocuklarımız üzerinde sistem üzerine sistem deniyorlar. üniversiteye girmenin yolu her kuşakta değişiyor, yetmiyor, bir kuşakta iki kere değişebiliyor. ülkece, beyefendilerin "pilot bölgesiyiz", "figüranlarıyız", "crash test dummie" siyiz.

bu dergi için çalışan insanlar arasında en fazla 15 yaş fark var ve hiçbiri, aynı sınav sisteminden geçmiş, aynı sınav sistemiyle mezun olmuş, üniversiteye girmiş değil.

kalitesiz binalarını, derme çatma yollarını, buram buram asfaltın yanında yolsuzluk kokan otobanlarını, seçim barajlarını hep üzerimizde deniyorlar... olmadı, baştan yaparlar, bir daha denerler. nasıl olsa söz konusu olan sizin, bizim hayatımızdır, beyefendilerin değil.

beyefendilerin gözünde birer denek hayvanından farkımız yok. hepsi bitti, şimdi yaptığı ve milyonlarca dolara satacağı geminin filikalarının sağlam olup olmadığını da üzerimizde denemeye başladılar. sağlamsa ne ala, değilse elveda...


işçilerimiz, birer kum torbası muamelesi görerek filikaların sağlam olup olmadığının anlaşılması için kullanılabiliyor. 3 can daha gitmiş, 3 aile daha evladını kaybetmiş ne var bunda? filikayı denediler ya, bu yeter onlara. sağlam değilmiş işte düzenekleri, yenisini yaparlar, yine denerler, yine kum torbası yerine işçilerimizi kullanırlar. yapmazlar bir daha mıdiyorsunuz? siz daha bu ülkeyi tanımıyorsunuz.

tüpgaz kaçağını çakmağıyla kontrol eden tüpçü misali, ama kendi hayatlarını değil, bizim hayatlarımızı ortaya koyarak deniyorlar.

yıllardır üzerimizde herşeyi denediler; terör örgütlerini, istikrarlaştırmanın türlü çeşidini, en akla gelmedik para politikalarını, garabet eğitim sistemlerini... şimdi bir filikanın sağlam olup olmadığını denemişler, çok mu? verecek 70 milyon canımız var, azar azar veriyoruz: beyefendilere feda olsun!

not: yazı 13.08.2008 tarihli uykusuz dergisinin kapağından alıntıdır.

15 Şubat 2008

vatan hainliği

evet ağır gibi duruyor başlık. ama gerçek bu. ülkemiz yıllardır uygulanan yanlış politikalarla halkın refahı için kullanılacak milli servetini dünya zenginleri listesine soktuğu 26 dolar milyarderi ile göstermiştir.( refah düzeyi bizden kat kat üstün japonya bile bu listede altımızda)

liyakat usulüne göre dağıtılmayan görevler bunun birinci nedeni. durum böyle olunca o yöneticiler bu eksiklerinin diyetlerini bizim mallarımızı peşkeş çekerek ödüyorlar geriye. siyaset bu ülke üzerine örtülmüş bir leş örtüsüdür. siyasiler kendi/yandaşlarının çıkarlarını iktidar hırsı ile harmanlayarak vatandaşına etmediğini bırakmıyor. bakınız yıllardır iktidar denilen garabetin tüm ayıpları halka başka türlü bir vergi olarak gelmiştir. iktidar ve yandaşları tüm pisliklerini örtbas etmiş ve bunu yaparken bizim paramızla bozuk ekonomi dolayısıyla tüm yetkilileri satın almıştır.

nasıl böyle kesin bir kanıya varıyorum. bakınız murat demirel e. geçen haftalarda gazetelerde küçük köşelerde haberleri çıktı. kaçımız fark ettik. ben olayı kısaca anlatayım. murat bey e ait dosyalar kaybolur ve bulunamadığı için bazı davalardan yargılanamaz davası zaman aşımından düşer. sonra ne olur? dava düşünce dosyalar aynı suçtan yargılanan ali balkaner in dosyaları arasından kendiliğinden !!! çıkar. banka hortumcuları türkiye yi 50 milyar dolar zara uğrattığı düşünülüyor. ve bu suçtan yatan banka sahibi kalmadı. yani hepsi şimdi yeniden aramızda. saygın insanlar olarak. türkiye terör belasına 100 milyar dolar harcadığını düşünürseniz. küçük bir pkk gibi bakabilirsiniz bu adamlara.

30 yaşında bir insan olarak 65 yaşında emekli olacağım gerçeği çok koyuyor. hele iktidar denen olgunun zamanında kitleri iktidar çöplüğüne çevirmesi ve 40 yaşındaki genç emekliler bunun nedeni. peki faturası? biz ne güne duruyoruz değil mi? her şey çok güzel. ekonomi, türkiye nin dışarıdaki siyasi itibarı, refah düzeyi, eğitim, iş olanakları. onuda yazın bizim faturamıza biz öderiz değil mi?

iktidar ı eleştirirken hiç bir siyasi görüşü ayırmıyorum. hepsi aynı bokun başka rengi. iktidarlar döneminde zengin olan insanları araştırın. devrin siyasileriyle olan bağları sizi şaşırtacaktır. peki kimin parasıyla bunlar finanse edilir bunu da sorarsınız değil mi?

peki bu kadar sitemli yazdın bunu tetikleyen ne oldu bunlar yeni konular değil derseniz. evet başka bir konu. alınız haberin linkini veriyorum okuyup karar veriniz. link

her şey ne kadar ucuz ve normal. çünkü biz ucuzuz. okuyup araştırmak yerine kadın programları, diziler izlemek daha cazip değil mi?

bu akşam hangi diziyi izlesem?

aşağıdaki linkler bu yazıyla ilgilidir

murat demirel le ilgili haber

yazının ilham kaynağı

türkiye de gelir adaletsizliğinden kaynaklanan garipliğin haberi

21 Eylül 2007

du bakalım nolcak

sorunsuz! hayatımızı şu aralar sivil anayasa tartışmaları damga vurdu. pek çok iddia ortalıkta uçuşuyor. benim aklıma yatanı kurucu bir meclis oluşturulup (61 anayasasında olduğu gibi) sivil toplum kuruluşlarının katkısı alınarak toplumsal birliktelikle yapılmasıdır. siyasal iktidar seçimlerden aldığı gaz ile (% 47) bunu kendisi yapmak istemektedir.bu nedenle, bu işi yaparken düşündüğünün halkın rahatı olduğuna şüphe ile bakmaktayım. burada siyasi hırs ve iktidar gücünün dayanılmaz hafifliği etkisi hissedilmektedir.

muhalefet edenler ise yine yapıcı bir öneri yerine yine öcülerle gelmekte, bu tutum da bende şu an bulundukları konumun rantından olmak istemedikleri gibi bir düşünce oluşturmakta. yani filler ve çimen hesabı.

bizler de günlük koşuşturmacalarımız içinde bizim üzerimizden oynanan bu kara komediye "du balım nolcak" kıvamında bakıyoruz.

17 Temmuz 2007

yasama

bu gün okuduğum bir haber.
yasama ile ilgili. bazı yöneticilerimiz yasamayı halk için yaptıklarını unutmuş gibi görünüyor. hürriyetten şükrü kızılot un yazısının ayrıntılarında bunlar yatmakta. islamı simge gibi kullanmak benim görüşümce en büyük haram ve şirk tir. hele onu kullanarak bir şeyler elde etmek. halkım tekrar sesleniyorum başımızdaki siyasilerin bizleri düşündüğü falan yok. hepsi kendi ve çevresindekilerin cebini doldurmaya bakıyor.

buyurum okuyun yazıyı. sonunda da islam da yönetici ahlakı ile ilgili bir örnek verilmiş. ibretlik.


.................................................................

Babalar ve çocukları


BABALAR için çocukları çok önemli, adeta dünyaları...

Babaların ve kuşkusuz annelerin çocuklarıyla ilgili en büyük özlemi; iyi eğitim, güzel bir iş ve mutlu bir evlilik yapmaları...

Anne ve babaların, çocuklarını başarılı görüp, iftihar etmeleri, belki de en büyük zenginlikleri.

YETENEKLİ ÇOCUKLAR

Bir de özel yeteneği olan "mucize çocuklar" var.

Bugünlerde yine, bazı babalar ve akşamdan sabaha trilyoner olan yetenekli çocukları konuşuluyor. Bu yeni bir olay değil.

Siyasetle uğraşan bazı babaların çocukları, eşleri, kardeşleri ve yeğenleri zaman zaman hep gündeme gelmiştir.

Bugünlerde de bazı siyasetçilerin çocukları ve yakın akrabalarına ait; arsalar, villalar, 600 daire, fabrikalar, büyük şirketler, gemiler, milyonlarca dolarlık hesaplar tartışılıyor.

Olaya, üç açıdan bakmak gerekiyor.

1- Servetin kaynağının açıklanması:

Kişinin kendisi, çocukları ve eşinin büyük bir serveti olabilir. Kaynağını belirtebildiği sürece (miras, kazanç, piyango vs.), ortada bir sorun yoktur.

Buna kimse olumsuz bir şey söyleyemez. Söylemişse de özür dilemesi gerekir. Gerçek dışı bir servet iddiası varsa, bunu kanıtlayamayan da özür dilemeli.

2- Servetin kaynağının açıklanamaması:

Politikacıların, başlangıçta verdiği; kendisi, eşi ve çocuklarını kapsayan "mal bildirimi" var. Aradan geçen süre zarfında örneğin 5-10 yıl içinde edinilen servet, bu bildirimle kıyaslanır.

Ciddi bir artış varsa ve açıklanamıyorsa, o zaman sorun vardır. Bunun hesabı her an sorulabilir.

3- Çocukların serveti:

Politikacılar; 18 yaşına, tahsilde ise 25 yaşına kadar olan çocuklarının ve eşinin servetini, kendi mal bildirimlerinde gösteriyorlar.

Çocuklar büyükse göstermiyorlar. Bu arada çocuğa ya da eşe, gayrimenkul ya da şirket hissesi bağışlamışlarsa, bu bağışı edinenler veraset ve intikal vergisi ödeyecekler. Bu vergi de zamanaşımı da yok!..

Burada ilginç bir durum var; çocuk 28 yaşında, 5-10 milyon dolarlık ya da 40-50 milyon dolarlık serveti var. Normalde, 15-20 milyon dolar ya da daha fazla kazanç sağlamalı ya da miras kalmalı ki bu serveti edinsin. Ancak, politikacıların büyük kısmının çocukları, şahıs olarak ya vergi mükellefi değiller ya da sembolik bir kazanç bildirmişler.

Böyle olmasına rağmen, kendilerine "Arkadaş, sen 30 yaşında genç bir adamsın. Milyonlarca dolar servetin var. Bu değirmenin suyu nereden geldi? Açıkla bakalım" diye sorulamıyor.

NİYE SORULAMIYOR?

Nedeni belli, bu sorgulamayı engelleyen bir yasa çıktı da onun için.

1) Kişinin her türlü harcama ve tasarruflarını, vergisi ödenmiş veya vergiye tabi olmayan kazançlardan sağlayıp sağlamadığının sorgulanması ile ilgili Vergi Usul Kanunu’nun 30/7. maddesi 1 Ocak 2003 tarihinden geçerli olmak üzere, yürürlükten kaldırıldı (Bkz. 9 Ocak 2003 tarihli R. Gazete’de yayınlanan 4783 sayılı Kanun’un 9. maddesi).

2) Vergiye tabi gelirlerle ilişkilendirilemeyen ve harcandığı veya tasarruf edildiği tespit edilen mal ve hakların, safi irat olarak kabul edileceğine dair, Gelir Vergisi Kanunu’nun 82/2. maddesi de aynı Kanunun 7. maddesi ile yürürlükten kaldırıldı.

Özetle, bu yasaya istinaden bir siyasetçinin ya da işadamının oğluna, kızına ya da karısına "Bu değirmenin suyu nereden geldi? Bu evi, arsayı, villayı, fabrikayı vs. nereden aldın, bankadaki milyon dolarların kaynağı ne?" diye sorulamıyor, vergisi de alınamıyor...

Devlet hazinesi

HAZRETİ Ömer, Halife. Bir gece makamında ziyaretçisi gelir. Selam verir. Selamı alınmamıştır. Oturur. Ömer işiyle meşgul.

Ziyaretçi bekler. Ömer çalışır. Selam alınmamış, yüzüne bile bakılmamıştır.

İş biter. Ömer mumu söndürür. Bir başka mumu yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar.

Ziyaretçi sorar; "Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benle konuşmaya başladın?"

Hazreti Ömer;

- Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım.

Ziyaretçinin gözleri yaşarır, ellerini kaldırarak şöyle dua eder;

- Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer’i bizim başımızdan eksik etme!..

Şükrü KIZILOT

kaynak:......... hürriyet

amin......

05 Temmuz 2007

onurlu bir türkiye

güzel bir başlık;

peki bu başlık ütopya olmaktan öteye nasıl gider.

* insanlarımızın 400 - 600 ytl aralığında maaşla güçlükle geçinmeye çalışırken, bu insanların gözlerinin içine baka baka ; -çocukları zenginlerin bursuyla okuyup, diğer oğlu "taksitle" gemi alırken, kendisi de ticaret yapmazsam geçinemem - diyerek. bu insanlarla dalga geçenler başımızda olmadığında...

* milletin temsilcilerinin; halkı inim inim inlerken, sırf 3 aylık maaşlarını alabilmek için seçim tarihini temmuz sonuna ayarlayıp hak etmedikleri paraları pişkinlikle cebe indirmediğinde....

* siyasi partilerin en zengin, yandaşlarına iş - ihale bulan, halkın parasını oluk oluk bu güruha akıtan sivil toplum kuruluşları olmak yerine; çözüm üreten, elde edilen geliri en alt guruptan başlayarak tüm halka eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle dağıtan sivil toplum kuruluşları olduklarında...

* ahlaksızlığın başını çekip sonrada halka akıl vermeye kalkmadığında..

* kuyumcuların, doktorların toplumun orta kesimini oluşturan ve daha rahat bir hayat süren insanların, asgari ücretliden daha fazla vergi ödediğinde yani vergi kaçırmadığında....

* türkiye dış ticaret açığı ile dünya birinciliğine oynarken, japonya gibi dış ticaret fazlası olan ülkeden daha fazla zenginini dünya milyarderleri listesine sokmadığında....

* maliye bakanının oğlunun mısır ithalatı yapmadan 5-6 ay önce ithal mısıra uygulanan gümrük vergisini %35 den %20 ye indirip, bu alım yapıldıktan 3 ay sonra % 70 e çıkarmadığında....

* siyasiler için etik yasasının çıkarılıp, parti değiştirmenin kaldırıldığı, dokunulmazlığın sınırlandırıldığı, kıyak emekliliklerin iptal edildiği ve milletvekilliğinin yan gelip yatma ve haybeden para kazanma yeri olmadığı, aksine vatana hizmet ve halkın parasının son kuruşuna kadar verimli kullanılması gerektiği bilincinin aşılandığı yer olduğunda......

* milleti soyanların,(adi suçlular değilde türkiye yi 30 yıl geriye götüren banka soyguncularının) apodan daha aşağı bir muamele gördüğünde...

* televizyon kanallarının allı güllü magazin motorlarının hayatlarını halka uyuşturucu kıvamında pompalamadığı, asgari ücretlinin, emeklinin, çiftçinin yani bu ülkenin yükünün altında inim inim inleyenlerin hayatlarının ekranlarda anlatıldığında....

* kısacası halkımızın bizim paramızla elit kısmın nasıl günlerini gün ettiklerini anladıklarında bu ülkenin büyük bir uyanışa geçeceğine, saflık derecesinde bir iyi niyetle inanıyorum.........

not: bu maddelere eklenecek o kadar çok şey var ki, aklıma geldikçe ekleyeceğim. sizinde aklınıza gelenler olursa çekinmeden yorumlar kısmına ekleyiniz.

08 Mayıs 2007

değerlendirme

şöyle neler yazmışım diye bir bakınca, son zamanlardaki yazılarım siyaset ile ilgili. hatta biraz da gerginlikle yazılmış yazılar. bu aslında kötü siyasetin insanlar üzerindeki etkisini gösteriyor. aslında yapı olarak sakin bir insan olmama rağmen olan olaylar karşısında sükunetimi koruyamamışım. :) ama korunacak gibi de değildi. her şey süt liman iken 10- 15 günlük bir süreçte görüntü tamamen tersi oldu. bir muhtıra ve benim bile 6 ay önceden öngörebildiğim bir siyasi kriz. (bu krizi sonradan öğrendiğimize göre 1- 2 yıl önceden gören insanlar da olmuş)

şimdi sakin kafa ile düşününce bir iktidarın siyasi bir inat uğruna nasıl kendini harcadığını gördük. bu arada olan abdullah gül e oldu. bu siyasi oluşum içinde en temiz ve genel tarafından en fazla kabul gören (karısının Türkiye yi a.i.h. mahkemesine vermesi dışında) kişisi harcandı.

şimdi ise bu kafa karışıklığı içerisinde insanlar hala iktidarını korumak ve perçinlemek adına türlü manevralara girişiyorlar. maalesef halkımızda yine eski oyunlara geliyor ve yine iki kutuba bölünüyor. daha önceleri biz bu iki kutupluğu ayrı ayrı isimlerle defalarca yaşamadık mı? bu siyasi oyunlara gelmeyiniz. bu oyunları düzenleyenler (iki taraf içinde geçerli) kendi iktidarlarından başka bir şey düşünmüyorlar. eğer düşünseler olayları bu aşamaya gelmeden, milletimiz gerilmeden sonlandırırlardı.

bir düşünün yaptıkları, söz verdikleri düzenlemelerin hangisi halkla ilgili? hangisi halkı önemsiyor? yoksa halka rağmen mi bir şeyler yapılmaya çalışılıyor? bizim artık insanların giyimiyle kuşamıyla yada inancıyla işimiz yok. ama inançları kullanarak onu bir iktidar aracı yapmalarına da razı değiliz. bir gemideyiz ve içindeki herkes bu gemiyi yüzdürmek için aynı yönde kürek çekmeli. daha geç kalmış sayılmayız. eğer daha kötü bir hale düşersek zaten kurtulmaya çalışırken kimsenin yanındakinin kıyafetine inancına bakma fırsatı kalmayacak. o durumda bakılacak tek şey, o durumdan nasıl kurtulacağı ve onun için kimin ne yapması gerektiğidir. o nedenle bırakın bu kamplaşmaları içeriğe bakın. bizim korkularımızı kullanarak oy almaya çalışanları bırakın artık. gerçekten halkı için çalıştıklarına inandığınız insanları destekleyin.

son bir kaç yazım bile siyasal bir beceriksizliğin toplumu nasıl gerdiğine, enerjisini nasıl yanlış yönlendirdiğine güzel bir örnek. önemli olan bunları erken fark edip bu enerjiyi olumlu yönlendirebilmek.

sonuç olarak her bir bireyin yapması gereken, siyaseti halka rağmen değil, halk için yapanlara oy vermek. tabi bulursanız.