aslında 10 dakika hiç bir şey ifade etmez. insan hayatının geneline bakılınca.
küçük bir ayrıntıdır.
her on dakikamız birbirine benzemediği gibi, diğer insanların on dakikaları arasında farklar olabilir. biz rahat veya rahat vaat eden bir hayata tutulmuş giderken, başkalarının hayatları ayaklarının altından akar gider. ellerinden hiçbir şey gelmeden.
izleyeceğiniz bu kısa film 10 dakikalık bir kesitte bu ayırımı en vurucu şekilde anlatmış. size kalanda 10 dakika ayırıp 2002 de avrupanın en iyi kısa filmi seçilen bu videoyu izlemek.
http://youtube.com/watch?v=ppAn0LNU_V8
medeniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medeniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
08 Eylül 2007
10 dakika
Etiketler:
10 dakika,
avrupa,
bosna hersek,
devlet var mı?,
hayat,
medeniyet,
sarayevo,
yersen tabi
11 Ağustos 2007
hırsızlık
Çalınan çinilerimiz Londra'da çıktı
4 yıl önce İstanbul Yeni Camii Hünkar Kasrı'ndan çalınan 2 çini pano, 4 yıl sonra Londra'daki bir müzayede evinin internette yer alan kataloğunda bulundu.
İstanbul'un tarihi mekanlarından Yeni Camii Hünkar Kasrı, 20 Ocak 2003 tarihinde kimliği belirsiz kişiler tarafından soyulmuş, paha biçilmez karoluk İznik çinisi çalınmıştı. Olayın ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu, yıllarca süren bir takibin ardından bulunamayan iki çiniye ulaştı.
İZ SÜRDÜLER
Çalınan 24 çiniden 22'si, olaydan kısa bir süre sonra Haliç kıyısında bulundu. Ancak yurtdışına çıkarılan iki çininin bulunması, 4 yıllık bir takip sonunda gerçekleşti. Kaçakçılık bürosunda çalışan, her biri çok iyi derecede yabancı dil ve bilgisayar bilen sanat tarihçisi uzmanlar, internette iz sürerken, iki çininin yer aldığı bir katoloğa rastladılar.
İNTERPOL DEVREDE
Araştırma sonucu çinilerin Londra'daki Sotheby's Müzayede Evi'nde satışa sunulduğu anlaşıldı. İnterpol ile yapılan ortak çalışmalar ve işbirliği sonucu Londra polisi tarafından teslim alınan çinilerin, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne iadesine karar verildi. Çinilerin 17'nci Yüzyıl’a ait olduğunu belirten Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, İznik çinilerinin dünyanın en önemli çinileri olduğunu ifade ederek, "Önceki dönemlerden farklı olarak biz bu eserleri hiç para ödemeden geri getiriyoruz. Şu anda bu müzayededeki 24 karodan oluşan eserler geldiği zaman Hünkar Kasrı'ndaki eksiklikler de tamamlanmış olacak" dedi.
KÜLTÜR MİRASI
Bir çininin sökülmesi anında yanındakilerin de zarar gördüğünü anlatan Beyazıt, eserlerin korunmasının kültür açısından da çok önemli olduğunu belirterek, "Bunlar vakıf eserleridir. Ecdadın vakfettiği eserlerdir. Bunlar sanatımıza, tarihimize, kültürümüze sahip çıkılmasını gerektiren, bizden sonraki nesillere güzel bir şekilde bırakmamız gereken emanetlerdir" diye konuştu.
KATALOG YOLLAMIYORLAR
Eserlerin çalınması konusunda pek çok önlem aldıklarını bildiren Beyazıt, çok iyi derecede yabancı dil ve bilgisayar bilen sanat tarihçilerinin 24 saat çalıştıkları Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu sayesinde, yurt dışına kaçırılan eserlere olan taleplerin de azaldığını kaydetti. Eskiden müzayede şirketlerinin kendilerine kataloglarını gönderdiklerini anlatan Beyazıt, "Şimdi bu katalogları bizlere göndermiyorlar. Onlar bu işi kataloglarından takip ettiğimizi zannediyorlar. Halbuki bizim eksperlerimiz internet sitelerinden eserleri bulabiliyorlar" dedi.
iKi iZNiK CiNiSi DE PAHA BiCiLMEZ DEGERDE
Sanat tarihçilerinin değer biçemediği 24 İznik çinisi, kimliği belirsiz kişiler tarafından 4 yıl önce çalınmıştı. Çinilerin 22’si olaydan kısa süre sonra bulunurken, kayıp 2’sine teknoloji sayesinde ulaşıldı. Türkiye'de vakıf eserlerine yönelik hırsızlığın en çok yaşandığı ilin İstanbul olduğunu anlatan Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, “İstanbul'da vakıflara ait bütün camilere güvenlik kameraları yerleştirdik. Buraları yoğun bir şekilde takibe aldık. En büyük hedeflerinin ise insanları eğiterek hırsızlıkların önüne geçmek” dedi.
kaynak:......... bugün
4 yıl önce İstanbul Yeni Camii Hünkar Kasrı'ndan çalınan 2 çini pano, 4 yıl sonra Londra'daki bir müzayede evinin internette yer alan kataloğunda bulundu.
İstanbul'un tarihi mekanlarından Yeni Camii Hünkar Kasrı, 20 Ocak 2003 tarihinde kimliği belirsiz kişiler tarafından soyulmuş, paha biçilmez karoluk İznik çinisi çalınmıştı. Olayın ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu, yıllarca süren bir takibin ardından bulunamayan iki çiniye ulaştı.
İZ SÜRDÜLER
Çalınan 24 çiniden 22'si, olaydan kısa bir süre sonra Haliç kıyısında bulundu. Ancak yurtdışına çıkarılan iki çininin bulunması, 4 yıllık bir takip sonunda gerçekleşti. Kaçakçılık bürosunda çalışan, her biri çok iyi derecede yabancı dil ve bilgisayar bilen sanat tarihçisi uzmanlar, internette iz sürerken, iki çininin yer aldığı bir katoloğa rastladılar.
İNTERPOL DEVREDE
Araştırma sonucu çinilerin Londra'daki Sotheby's Müzayede Evi'nde satışa sunulduğu anlaşıldı. İnterpol ile yapılan ortak çalışmalar ve işbirliği sonucu Londra polisi tarafından teslim alınan çinilerin, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne iadesine karar verildi. Çinilerin 17'nci Yüzyıl’a ait olduğunu belirten Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, İznik çinilerinin dünyanın en önemli çinileri olduğunu ifade ederek, "Önceki dönemlerden farklı olarak biz bu eserleri hiç para ödemeden geri getiriyoruz. Şu anda bu müzayededeki 24 karodan oluşan eserler geldiği zaman Hünkar Kasrı'ndaki eksiklikler de tamamlanmış olacak" dedi.
KÜLTÜR MİRASI
Bir çininin sökülmesi anında yanındakilerin de zarar gördüğünü anlatan Beyazıt, eserlerin korunmasının kültür açısından da çok önemli olduğunu belirterek, "Bunlar vakıf eserleridir. Ecdadın vakfettiği eserlerdir. Bunlar sanatımıza, tarihimize, kültürümüze sahip çıkılmasını gerektiren, bizden sonraki nesillere güzel bir şekilde bırakmamız gereken emanetlerdir" diye konuştu.
KATALOG YOLLAMIYORLAR
Eserlerin çalınması konusunda pek çok önlem aldıklarını bildiren Beyazıt, çok iyi derecede yabancı dil ve bilgisayar bilen sanat tarihçilerinin 24 saat çalıştıkları Kaçakçılıkla Mücadele Bürosu sayesinde, yurt dışına kaçırılan eserlere olan taleplerin de azaldığını kaydetti. Eskiden müzayede şirketlerinin kendilerine kataloglarını gönderdiklerini anlatan Beyazıt, "Şimdi bu katalogları bizlere göndermiyorlar. Onlar bu işi kataloglarından takip ettiğimizi zannediyorlar. Halbuki bizim eksperlerimiz internet sitelerinden eserleri bulabiliyorlar" dedi.
iKi iZNiK CiNiSi DE PAHA BiCiLMEZ DEGERDE
Sanat tarihçilerinin değer biçemediği 24 İznik çinisi, kimliği belirsiz kişiler tarafından 4 yıl önce çalınmıştı. Çinilerin 22’si olaydan kısa süre sonra bulunurken, kayıp 2’sine teknoloji sayesinde ulaşıldı. Türkiye'de vakıf eserlerine yönelik hırsızlığın en çok yaşandığı ilin İstanbul olduğunu anlatan Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, “İstanbul'da vakıflara ait bütün camilere güvenlik kameraları yerleştirdik. Buraları yoğun bir şekilde takibe aldık. En büyük hedeflerinin ise insanları eğiterek hırsızlıkların önüne geçmek” dedi.
kaynak:......... bugün
Etiketler:
hırsızlık,
laf salatası,
medeniyet,
terbiyesizlik
11 Temmuz 2007
medeniyet
medeniyet; Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, uygarlık.
bu gün bu başlığı seçtim. anlatacaklarım bu kelime arkasında yapılanların, yine bu kelimenin imajı ile nasıl örtüldüğünü umarım gösterir.
bu gün srebreniça soykırımının 12. yılı. o dönemde yaşananları kısaca özetlersek
nisan 1992 - bosna-hersek'te savaş başladı. sırp ordusu doğuya
doğru hızla ilerledi ve nüfusunun yüzde 75'ini müslümanların
oluşturduğu 36 bin nüfuslu srebreniça'yı ele geçirdi. birkaç ay sonra
boşnaklar kasabayı geri aldı.
ocak-mart 1993 - sırplar boşnakların elindeki bölgelere karşı
saldırıya geçti. srebreniça ve zepa, sırpların elindeki bölgenin
oldukça içlerinde, düşman birlikler tarafından kuşatılmış bölgeler
haline geldi. çevre bölgelerden kaçan boşnakların göçü sonucu
srebreniça'nın nüfusu 60 bine çıktı. su, gıda ve tıbbi malzeme kıtlığı
başladı.
nisan 1993 - birleşmiş milletler, srebreniça, zepa ve gorazde'yi,
diğer 3 bölge ile birlikte bm koruması altındaki ''güvenli bölge''
ilan etti. bm barış gücü, bu bölgelere asker sevk etti ve sırp
saldırıları durdu. ancak srebreniça etrafındaki sırp kuşatması devam etti ve sonraki 2 yıl içinde çok az sayıda insani yardım konvoyunun kasabaya girmesine izin verildi.
mart 1995 - karaciç, srebreniça ve zepa'nın tamamen dış dünyadan
koparılmasını emretti ve yardım konvoylarının bu kasabalara ulaşması
engellendi.
9 temmuz 1995 - karaciç, srebreniça'nın alınması emrini verdi.
sırplar kasabayı ele geçirmek için ''krivaya 95 operasyonu''nu
başlattı. srebreniça'yı kuşatan sırplar, bm barış gücü'ndeki hollanda
askerlerinin gözetleme mevzilerine saldırdı ve 30 kadar hollanda
askerini rehin aldı.
10 temmuz 1995 - sırp ordusu srebreniça'ya top ateşine başladı.
hollanda güçleri sırplara, sabaha kadar geri çekilmezlerle nato'nun
hava saldırısı düzenleyeceği tehdidinde bulundu.
11 temmuz 1995 - nato savaş uçakları srebreniça etrafındaki sırp
tanklarını bombaladı. sırp ordusu kasabaya bombardımana yeniden
başlayacağı ve rehin hollanda askerlerini öldüreceği tehdidinde
bulundu. aynı gün akşam sırp genelkurmay başkanı ratko mladiç
srebreniça'ya girdi.
11-18 temmuz 1995 - aynı akşam 15 bin kadar boşnak askeri ve
sivil, dağları aşarak srebreniça'yı terk etti. birçok boşnak bu sırada
topçu ateşi ve keskin nişancı ateşiyle öldürüldü. sırp askerleri
yakalayabildiklerini de öldürdü. srebreniça içindeki sırp askerleri ise kadın ve çocukları ayırarak, otobüsler ve kamyonlarla boşnakların elindeki bölgelere
gönderdi. 16 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin boşnak erkek,
depolara, okullara ve ambarlara dolduruldu ve kurşuna dizilerek toplu
mezarlara gömüldü.
bundan sonra sırplar ellerindeki kadınları da ayırdı. genç kızların tamamı tecavüze uğradı ve hamile olanların kürtaj yaptırmamaları için uzun süre alıkoydu.
bu yaşananlar bm tarafından güvenli bölge edilen srebreniça da yaşandı. bm gücü olan hollandalı askerler buradaki boşnakları sırp milislere teslim etti ve bugün pek çoğunun kimliğinin tespit edilemediği 8000 erkek katledildi. geçen sene bu askerlere hollanda hükümetince üstün hizmet madalyası verildi.
resmi elle yapılmış bir katliam ve neticesinde olanlar. hiç bir yoruma gerek yok. her şey apaçık ortada. özendiğimiz, ulaşmak için görsel benzerlik çabasından başka bir uğraşımızın olmadığı medeni ülkeler. ve o medenilerin yaptıkları.
peki biz ne kadar aşağı bir medeniyetiz ki bunlara özeniyoruz. yaşadığı topraklarda dünyanın bu seviyeye gelmesine ön ayaklık etmiş yüzlerce medeniyetin beşiği, evcilleştirilen bitki ve hayvanların büyük çoğunluğunun ana vatanı topraklar. bunu anlamamız bile bu (medeniyet) kelimenin içeriğini doldurmamıza yeterde artar. lütfen güncel yaşantımızın biraz dışına çıkın. tv ye ayırdığınız sürenin bir saatini okumaya, araştırmaya ayırın. okuduğunuz bilgileri günümüz olayları göz önünde bulundurarak yorumlayın. biz taşıdığımız ahlak ve kültürümüzle bu kelime duyulunca akla ilk gelecek bir ulus olmaya layığız.
bu linkte olayı yaşayanların anlattıkların okuyabilirsiniz.
kaynak....: ekşisözlük - t.d.k.
bu gün bu başlığı seçtim. anlatacaklarım bu kelime arkasında yapılanların, yine bu kelimenin imajı ile nasıl örtüldüğünü umarım gösterir.
bu gün srebreniça soykırımının 12. yılı. o dönemde yaşananları kısaca özetlersek
nisan 1992 - bosna-hersek'te savaş başladı. sırp ordusu doğuya
doğru hızla ilerledi ve nüfusunun yüzde 75'ini müslümanların
oluşturduğu 36 bin nüfuslu srebreniça'yı ele geçirdi. birkaç ay sonra
boşnaklar kasabayı geri aldı.
ocak-mart 1993 - sırplar boşnakların elindeki bölgelere karşı
saldırıya geçti. srebreniça ve zepa, sırpların elindeki bölgenin
oldukça içlerinde, düşman birlikler tarafından kuşatılmış bölgeler
haline geldi. çevre bölgelerden kaçan boşnakların göçü sonucu
srebreniça'nın nüfusu 60 bine çıktı. su, gıda ve tıbbi malzeme kıtlığı
başladı.
nisan 1993 - birleşmiş milletler, srebreniça, zepa ve gorazde'yi,
diğer 3 bölge ile birlikte bm koruması altındaki ''güvenli bölge''
ilan etti. bm barış gücü, bu bölgelere asker sevk etti ve sırp
saldırıları durdu. ancak srebreniça etrafındaki sırp kuşatması devam etti ve sonraki 2 yıl içinde çok az sayıda insani yardım konvoyunun kasabaya girmesine izin verildi.
mart 1995 - karaciç, srebreniça ve zepa'nın tamamen dış dünyadan
koparılmasını emretti ve yardım konvoylarının bu kasabalara ulaşması
engellendi.
9 temmuz 1995 - karaciç, srebreniça'nın alınması emrini verdi.
sırplar kasabayı ele geçirmek için ''krivaya 95 operasyonu''nu
başlattı. srebreniça'yı kuşatan sırplar, bm barış gücü'ndeki hollanda
askerlerinin gözetleme mevzilerine saldırdı ve 30 kadar hollanda
askerini rehin aldı.
10 temmuz 1995 - sırp ordusu srebreniça'ya top ateşine başladı.
hollanda güçleri sırplara, sabaha kadar geri çekilmezlerle nato'nun
hava saldırısı düzenleyeceği tehdidinde bulundu.
11 temmuz 1995 - nato savaş uçakları srebreniça etrafındaki sırp
tanklarını bombaladı. sırp ordusu kasabaya bombardımana yeniden
başlayacağı ve rehin hollanda askerlerini öldüreceği tehdidinde
bulundu. aynı gün akşam sırp genelkurmay başkanı ratko mladiç
srebreniça'ya girdi.
11-18 temmuz 1995 - aynı akşam 15 bin kadar boşnak askeri ve
sivil, dağları aşarak srebreniça'yı terk etti. birçok boşnak bu sırada
topçu ateşi ve keskin nişancı ateşiyle öldürüldü. sırp askerleri
yakalayabildiklerini de öldürdü. srebreniça içindeki sırp askerleri ise kadın ve çocukları ayırarak, otobüsler ve kamyonlarla boşnakların elindeki bölgelere
gönderdi. 16 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin boşnak erkek,
depolara, okullara ve ambarlara dolduruldu ve kurşuna dizilerek toplu
mezarlara gömüldü.
bundan sonra sırplar ellerindeki kadınları da ayırdı. genç kızların tamamı tecavüze uğradı ve hamile olanların kürtaj yaptırmamaları için uzun süre alıkoydu.
bu yaşananlar bm tarafından güvenli bölge edilen srebreniça da yaşandı. bm gücü olan hollandalı askerler buradaki boşnakları sırp milislere teslim etti ve bugün pek çoğunun kimliğinin tespit edilemediği 8000 erkek katledildi. geçen sene bu askerlere hollanda hükümetince üstün hizmet madalyası verildi.
resmi elle yapılmış bir katliam ve neticesinde olanlar. hiç bir yoruma gerek yok. her şey apaçık ortada. özendiğimiz, ulaşmak için görsel benzerlik çabasından başka bir uğraşımızın olmadığı medeni ülkeler. ve o medenilerin yaptıkları.
peki biz ne kadar aşağı bir medeniyetiz ki bunlara özeniyoruz. yaşadığı topraklarda dünyanın bu seviyeye gelmesine ön ayaklık etmiş yüzlerce medeniyetin beşiği, evcilleştirilen bitki ve hayvanların büyük çoğunluğunun ana vatanı topraklar. bunu anlamamız bile bu (medeniyet) kelimenin içeriğini doldurmamıza yeterde artar. lütfen güncel yaşantımızın biraz dışına çıkın. tv ye ayırdığınız sürenin bir saatini okumaya, araştırmaya ayırın. okuduğunuz bilgileri günümüz olayları göz önünde bulundurarak yorumlayın. biz taşıdığımız ahlak ve kültürümüzle bu kelime duyulunca akla ilk gelecek bir ulus olmaya layığız.
bu linkte olayı yaşayanların anlattıkların okuyabilirsiniz.
kaynak....: ekşisözlük - t.d.k.
29 Haziran 2007
önyargı
almanya basını ve siyasetçileri türkiye üzerinde gereksiz bir baskı oluşturuyorlar. bir kaç gündür alman gencin, ingiliz kıza tacizi konuşuluyor. alman basını ön yargılı yayın yapıyorlar. bu ön yargı yıllar öncesine dayanmakta.
bu arada siyasilerde bundan nemalanmaya çalışmaktalar.
......"Taciz iddiasıyla gözaltına alınan Alman gençle ilgili bir açıklama da Almanya Başbakanı Angela Merkel'den geldi. Gazetecilerin konuyla ilgili sorusu üzerine Merkel, "Türk makamlarıyla tüm düzeylerde irtibat halindeyiz. Heyecana kapılmadan sükunetle hareket etmeliyiz. Alman gencinin serbest bırakılması için ortak çabalarımızı sürdürmeliyiz.'' dedi. "
ortada bir şikayet ve mağdur olmasına rağmen alman basını ve siyasetçileri alman genci mağdur gibi gösterme çabasındalar. bunu yaparken de bizim adalet sistemimizi aşağılamaktalar.
bu sitemlerimin altına şu haberi ekleyeyim anlatmak istediğim daha iyi anlaşılsın;
Hukuk devleti'nin Avrupa Birliği'ndeki simgesi kabul edilen Almanya'nın hapishanelerdeki tutuklulara karşı hassasiyet göstermediği ortaya çıktı. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın 1988 yılından bugüne kadar tuttuğu kayıtlara göre 76 Türk vatandaşı, Alman cezaevlerinde veya gözaltında hayatını kaybetti.
1 Ocak 1997-1 Ocak 2007 döneminde de Alman cezaevlerinde intihar veya şüpheli nedenlerle ölen Türklerin sayısı ise 38. Bunların büyük bir bölümü Türklere katı tutumu ile tanınan Hıristiyan-Demokratların iktidarda bulunduğu Baden-Wüttemberg eyaletinde kaydedilmiş. Stuttgart ve çevresindeki hapishanelerde bugüne kadar toplam 8 Türk mahkum hayatını kaybetmiş.
bizi böyle bir töhmet altına sokan alman basını madem adil ve haklıdan yanasın bu iddaalarıda gündeme getir?
kaynak:.........zaman
bu arada siyasilerde bundan nemalanmaya çalışmaktalar.
......"Taciz iddiasıyla gözaltına alınan Alman gençle ilgili bir açıklama da Almanya Başbakanı Angela Merkel'den geldi. Gazetecilerin konuyla ilgili sorusu üzerine Merkel, "Türk makamlarıyla tüm düzeylerde irtibat halindeyiz. Heyecana kapılmadan sükunetle hareket etmeliyiz. Alman gencinin serbest bırakılması için ortak çabalarımızı sürdürmeliyiz.'' dedi. "
ortada bir şikayet ve mağdur olmasına rağmen alman basını ve siyasetçileri alman genci mağdur gibi gösterme çabasındalar. bunu yaparken de bizim adalet sistemimizi aşağılamaktalar.
bu sitemlerimin altına şu haberi ekleyeyim anlatmak istediğim daha iyi anlaşılsın;
Hukuk devleti'nin Avrupa Birliği'ndeki simgesi kabul edilen Almanya'nın hapishanelerdeki tutuklulara karşı hassasiyet göstermediği ortaya çıktı. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın 1988 yılından bugüne kadar tuttuğu kayıtlara göre 76 Türk vatandaşı, Alman cezaevlerinde veya gözaltında hayatını kaybetti.
1 Ocak 1997-1 Ocak 2007 döneminde de Alman cezaevlerinde intihar veya şüpheli nedenlerle ölen Türklerin sayısı ise 38. Bunların büyük bir bölümü Türklere katı tutumu ile tanınan Hıristiyan-Demokratların iktidarda bulunduğu Baden-Wüttemberg eyaletinde kaydedilmiş. Stuttgart ve çevresindeki hapishanelerde bugüne kadar toplam 8 Türk mahkum hayatını kaybetmiş.
bizi böyle bir töhmet altına sokan alman basını madem adil ve haklıdan yanasın bu iddaalarıda gündeme getir?
kaynak:.........zaman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

