Laiklik ve şeriat birbirini karşılayan tanımlar değiller. Laiklik
yönetimin tüm inanç sistemlerine aynı mesafede durması ve hepsine eşit
yasama fırsatı vermesidir. Avrupada insanlar bu hakkı kiliseler
karşısında kazanabilmek için milyonlarca insanın canını feda
etmişlerdir. Din temelli yönetimler şeriat (dini kurallarla yönetim) bu
hakkı kendi rantları için yozlaşmışlardır. bu gün türkiyedeki siyasal
islam (islam diyoruz ama gerçek islamla bir bağı yoktur. peygamberimizin
savaşta ganimetten bir yüzük çalan kişinin cenaze namazını kılmadığını
düşünürsek, bu günki yönetime islam dinin bakışını net anlarız. nisa
suresi 105-115 tume ubeyrik hadisesi de buna örnektir) bu soruna güzel
örnektir. ülkeyi yönetenler iktidar döneminde varlıklarını
kat kat
artırıken, halk giderek fakirleşmektedir. (peygamberimiz vefat ederken
eşine evdeki 7 dirhemi ne yaptığını sorar. dağıtıldığını duyunca
rahatlar. şimdi bu günki yönetimi bu olaylarla düşünürsek, mal varlığını
halkına bağışlayan atatürk-ecevit mi bu olaya daha yakın. yoksa bu
günki siyasiler mi?)
memleketizde laiklik de bugüne kadar tam
uygulanamamış devlet eliyle (özellikle son 30 yılda) sünni (sünni
görünümlü arap paganizmi) mezhebi desteklenip ön plana çıkarılmıştır. (
burada ebu hanifenin önce emeviler sonrasında abbasili emirlerin islamı
kendi emelleri-rantları için kullanabilmesi amacıyla ebu hanifeden fetva
istemeleri ve ebu hanife nin bunu kabul etmeyişi sonrasi eziyet sürgün
ve hapis edilmesi sonucu öldüğünü bu günki laiklik karşıtı sünniler
bilmezler) laiklik aşındırlırsa ne olur. bugün siyasal islam baskısı ve
sempatisi etkisindeki yargıda bu aşındırıcı etkiyi şu dava ile
somutayabiliriz.
http://www.radikal.com.tr/…/dovmeden-sariga-gecen-tecavuz-…/
şeriatle ilgili şu anki uygulamalar gösteriyor ki şeriat sadece o
ülkedeki yönetici zümrenin rantını korumak içindir. Gerçek islamla
alakası yoktur. ülkemizdeki insanların islamdan haberi yoktur. İslamin
ataların dini diyerek öteleştirdiği (kulaktan dolma, okumak araştırmak,
karşılaştırmak yok) örfleri islam diyerek yaşamaktadırlar. O nedenle
gelecek şeriatta baştakilerin rantını kolaylaştırmaktan başka bir amaca
hizmet etmeyecektir. Bu günki ortamda pek çok farklı düşüncedeki insan
kuran daki ayetleri okuyarak bu kaynağın zenliğini ortaya koymaktadır.
şeriatta bunu mümkün değil yapamazsınız. standart bir doğma oluşturulur
ve buna biat istenir. kuranın farklı insanlarca araştırılıp
yorumlanmasının dolayısıyla anlaşılmasının önüne geçilir. islamın
parladığı ve rönasansa ilham ve kaynak olduğu yıllardaki islam
medeniyetini öldüren zihniyetin isteğidir şeriat. (ve bu zatlar ve
çevresindekiler başları sıkışınca hiçbir zaman şeriatin uygulandığı
ülkelere kaçmamışlardır. hep eleştirdikleri laik sistemin uygulandığı
batı ülkelerine gitmişlerdir. bu da onların samimiyetinin göstergesidir)
Kurandaki islamla alakası yoktur. Laiklik söylenenin aksine gerçek
islamın tartışılarak hayat bulacağı insanlarin bunu içselleştireceği
yegane ortamdır. Laiklik karşıtlarının akıl hocalarının istemediğide
budur. Ekmek kapılarının kapanmasından korkmaktadırlar. Bu cenahtan
seyrekte olsa bazı yazarlar, yavaş yavaş şu anki islami ortamı bu
olaylar nazarında sorgulamaktadır. Bu sorgulamalar sonrasında bu konuda
vicdan ve ahlaki temel alarak bir aydınlanma yaşanacağını düşünmekteyim.
01 Mayıs 2016
01 Mart 2014
Siyasal İslam ve tükenmeyen umutlar 2
yazım uzun olduğu için 2 sayfada yayınlayabildim.
2.bölüm
--> Bize bakıldığında toplumumuz şu an elinde bulundurduğu pek çok hakkını hiç bir çaba harcamadan deyim yerindeyse bedavadan kazanmıştır. Bu halk 1. dünya savaşında varlığını devam ettirebilmek, kurtuluş savaşında ise var olabilme mücadelesi vermiştir. O mücadele kazanıldığında bile o anki aydınlarımızın tamamının bağımsız, laik bir cumhuriyet kurma düşüncesinde olmadıkları açıktır. Bizim şansımız Atatürk tür. O yıllar yılı cephelerde savaşmış ve kendisine bir takım başarıları (içinde bulundukları yokluğa rağmen) kazandıran halkına duyduğu minnet ile bu cumhuriyeti hayata geçirmeye gayret etmiştir. Atatürk bunu yaparken her başarısında, aldığı her rütbe ve ödülde binlerce şehidin hakkının bulunduğunu unutmamıştır. Hayatının sonuna kadar da vatanı için yaşamış ve ölmüştür. Batılı ülkeler aynı hakları elde edebilmek için yüzyıllar süren bir karanlığın içerisinden geçmek zorunda kalmıştır.
Bu gün karşılaştığımız sorunların temelinde de bu bedavacılık (yani bu kazanımların değerinin bilinmemesi) yatmaktadır.
bu gün gelinen noktada başbakanın çizdiği profil ve kullandığı dil toplumu bölmekte ve çift kutuplu bir hale sokmakla, ortaya çıkan yolsuzluk iddialarıyla beraber en büyük darbeyi inançlı insanlara vurmaktadır. bu siyasal topluluğun kemikleşmiş kadrosunu oluşturan imam hatip, kuran kursu ve tarikat veya cemaat merkezli üyeleri büyük bir travmanın eşiğine gelmişlerdir. yıllardır bu ortamlarda şeriatın (şeriat olmasa da muhafazakar bir yapının) geleceği müjdelenmiş ve bunun için büyük çaba ve sermaye harcanmıştır. sonucunda bu işi başardık diye düşünülürken bu olaylar patlak vermiştir. ve bu olaylar farklı iki kutuptan değil bu zihniyeti iktidara birlikte taşımış guruplar arasındaki güç ve iktidar paylaşımından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu olayla birlikte bu oluşum içindeki insanlar (azınlıkta olsa) bu yapıyı (islamın siyasete alet edilmesini) tartışmaya başlamışlardır.
şimdi önümüzde seçimler var. bizim ülkemizin bu sıkıntıları aşabilmesi mümkün. ama bunu yapabilmek için insanların bu şartlandırılmışlıktan kurtulmaları. bu ortaya çıkan delilleri akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek sonuçlandırmaları gerekmektedir.
Bu benim umudum. İnsanlar artık siyasilerin bizim oylarımızla ve bizim paramızla bizi yöneten insanlar olduklarının farkına varmaları ve hayatın her bölümünde yaptıkları gibi verdikleri paranın karşılığını aramalıdırlar. Bunu da oy verdikleri oluşuma parti tüzükleri, milletvekili seçim kuralları, seçim barajları, dokunulmazlıkların kaldırılması ve yargı bağımsızlığı gibi konularda baskı yaparak daha ahlaklı bir yapının oluşturulmasını istemelidirler. “Her gelen çalar” ve “bundan iyi kim var?, kime oy verelim?” mantığından hızla kurtulmalılar. Kim yaparsa yapsın çalınan para bizim cebimizdeki paradır. Bunu unutmayalım.
Ben inanıyorum ki; bu ülkede üretilen gelir ile (ahlaklı ve vicdanlı bir yönetim ve hakça paylaşım ile) 75 milyon değil, 150 milyon nüfusa bakılabilir. Nen dış borç kalır nede açlık. Ülkemizde asgari ücrette 2.500 tl nin altında olmaz.
Peki bu olmazsa, yani halkımız bu yanlıştan dönemezse. Bizi çok büyük bir ekonomik ve sosyal bunalım beklemektedir. Ancak böyle bir buhran sonucunda toplumun (siyasetin, basının, hukukun ve polisin) üzerinde biriken bu pis tortudan kurtulabiliriz.
Burada yazdığım pek çok fikrin kaba hatları. kurduğum pek çok cümlenin sayfalarca açıklaması yapılabilir. Ama umarım bu kadarı bile toplumumuzun düzelmesi için ufak bir katkısı olur.
2.bölüm
--> Bize bakıldığında toplumumuz şu an elinde bulundurduğu pek çok hakkını hiç bir çaba harcamadan deyim yerindeyse bedavadan kazanmıştır. Bu halk 1. dünya savaşında varlığını devam ettirebilmek, kurtuluş savaşında ise var olabilme mücadelesi vermiştir. O mücadele kazanıldığında bile o anki aydınlarımızın tamamının bağımsız, laik bir cumhuriyet kurma düşüncesinde olmadıkları açıktır. Bizim şansımız Atatürk tür. O yıllar yılı cephelerde savaşmış ve kendisine bir takım başarıları (içinde bulundukları yokluğa rağmen) kazandıran halkına duyduğu minnet ile bu cumhuriyeti hayata geçirmeye gayret etmiştir. Atatürk bunu yaparken her başarısında, aldığı her rütbe ve ödülde binlerce şehidin hakkının bulunduğunu unutmamıştır. Hayatının sonuna kadar da vatanı için yaşamış ve ölmüştür. Batılı ülkeler aynı hakları elde edebilmek için yüzyıllar süren bir karanlığın içerisinden geçmek zorunda kalmıştır.
Bu gün karşılaştığımız sorunların temelinde de bu bedavacılık (yani bu kazanımların değerinin bilinmemesi) yatmaktadır.
bu gün gelinen noktada başbakanın çizdiği profil ve kullandığı dil toplumu bölmekte ve çift kutuplu bir hale sokmakla, ortaya çıkan yolsuzluk iddialarıyla beraber en büyük darbeyi inançlı insanlara vurmaktadır. bu siyasal topluluğun kemikleşmiş kadrosunu oluşturan imam hatip, kuran kursu ve tarikat veya cemaat merkezli üyeleri büyük bir travmanın eşiğine gelmişlerdir. yıllardır bu ortamlarda şeriatın (şeriat olmasa da muhafazakar bir yapının) geleceği müjdelenmiş ve bunun için büyük çaba ve sermaye harcanmıştır. sonucunda bu işi başardık diye düşünülürken bu olaylar patlak vermiştir. ve bu olaylar farklı iki kutuptan değil bu zihniyeti iktidara birlikte taşımış guruplar arasındaki güç ve iktidar paylaşımından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu olayla birlikte bu oluşum içindeki insanlar (azınlıkta olsa) bu yapıyı (islamın siyasete alet edilmesini) tartışmaya başlamışlardır.
şimdi önümüzde seçimler var. bizim ülkemizin bu sıkıntıları aşabilmesi mümkün. ama bunu yapabilmek için insanların bu şartlandırılmışlıktan kurtulmaları. bu ortaya çıkan delilleri akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek sonuçlandırmaları gerekmektedir.
Bu benim umudum. İnsanlar artık siyasilerin bizim oylarımızla ve bizim paramızla bizi yöneten insanlar olduklarının farkına varmaları ve hayatın her bölümünde yaptıkları gibi verdikleri paranın karşılığını aramalıdırlar. Bunu da oy verdikleri oluşuma parti tüzükleri, milletvekili seçim kuralları, seçim barajları, dokunulmazlıkların kaldırılması ve yargı bağımsızlığı gibi konularda baskı yaparak daha ahlaklı bir yapının oluşturulmasını istemelidirler. “Her gelen çalar” ve “bundan iyi kim var?, kime oy verelim?” mantığından hızla kurtulmalılar. Kim yaparsa yapsın çalınan para bizim cebimizdeki paradır. Bunu unutmayalım.
Ben inanıyorum ki; bu ülkede üretilen gelir ile (ahlaklı ve vicdanlı bir yönetim ve hakça paylaşım ile) 75 milyon değil, 150 milyon nüfusa bakılabilir. Nen dış borç kalır nede açlık. Ülkemizde asgari ücrette 2.500 tl nin altında olmaz.
Peki bu olmazsa, yani halkımız bu yanlıştan dönemezse. Bizi çok büyük bir ekonomik ve sosyal bunalım beklemektedir. Ancak böyle bir buhran sonucunda toplumun (siyasetin, basının, hukukun ve polisin) üzerinde biriken bu pis tortudan kurtulabiliriz.
Burada yazdığım pek çok fikrin kaba hatları. kurduğum pek çok cümlenin sayfalarca açıklaması yapılabilir. Ama umarım bu kadarı bile toplumumuzun düzelmesi için ufak bir katkısı olur.
Siyasal İslam ve tükenmeyen umutlar 1
yazım uzun olduğu için 2 sayfada yayınlayabildim.
1.bölüm
ülkemiz her gün yeni bir belanın kucağında uyanıyor. gündem o kadar hızlı değişiyor ki artık mümkün değil ayak uyduramıyoruz. yine bir yığın pisliğin tortusu ruhumuzda birikiyor. bu birikim kimi zaman olan yanlışı görme ve bunların yanlışlığını anlatma azmi, kimi zaman da bu toplumun yaşantısının (ahlaken ve aklen) bu olanların temelini oluşturduğu yılgınlık, bıkkınlık ve boş vermişlik hissi olarak geri dönüyor. her hafta onlarca konuyu bu konuda yapılan yanlışları (naçizane bilgim çerçevesinde) burada aktarmak istiyorum. ama toplumda, çevremde bu konuları dile getirdiğimde özellikle siyasal islamı destekleyen çevrede bunların bir karşılık bulamaması nedeni ile vazgeçiyorum. anlatıklılarım doğru, haklıyım, en azından karşımdan böyle bir tavır görüyorum ama netice yapılması gerekenlere gelince insanlar değişiyorlar. insanların kafasındaki bu hipnozvari oluşumu aşamıyorum.
dolayısıyla hem tarihe hemde blogu okuyan bir kaç yüz kişiye not düşmek adına bu blogu yazıyorum.
Tabi bu eleştirileri yaparken de sadece bu siyasi oluşumu değil Türkiye'deki siyasal ortamı da eleştiriyorum. Bu olanlarda bu zamana kadar ki tüm iktidarların özellikle sağ ağırlıklı iktidarların payı büyük.
şu anki hükumet hakkında pek çok yolsuzluk haberi ve kayıtları İnternet'te dolaşıyor. bunlar ortaya çıktığında bir çok insan çok şaşırdı. ben hiç şaşırmadım. hatta bu olacakları seneler önce çevremdeki arkadaşlarıma anlattım. bu kadar ayrıntıyı bilmem mümkün değildi elbet ama kaba hatlarıyla anlattım. hatta ben bundan daha büyük yolsuzluklarında olduğuna inanıyorum.
Toplumumuzun bu sorunlarla karşılaşmasının nedeni ahlak ve vicdan eksikliğidir. Biz toplumumuzu ahlaklı yetiştiremiyoruz. Bunun inançla da bir alakası olmadığı bu dönemde görüldü.
dinin siyasete veya iktidara alet edilmesi, hem toplumda hemde islam dini üzerinde büyük yaralar açarak son bulacaktır. nasıl bunu söyleyebiliyorum. sosyal açıdan avrupanın bir kaç yüzyıl gerisinden geliyoruz. orada da dini kullanan bir zümre kilise vasıtasıyla bir dönem toplum üzerinde etkili olmuş ve o toplumu yönetmiştir. o dönem toplum pek çok sancılar çekerek ve pek çok bedeller ödedikten sonra son bulmuş ve olan Hristiyanlığa olmuş ve toplumun önemli bir kesimi dinden soğumuş ve inançsızlaşmışlardır. Orada yaşanan yanlışlar sonucunda toplumun çektiği acılar demokrasi ve toplumu pozitif yönde etkileyecek diğer kavramların oluşmasını sağlamıştır.
25 Haziran 2012
savaşa hayır
suriye ile savaşa hayır
hükümet yıllardır dış siyasette temeli dünyanın en meşru ve emperyalizme karşı kazanılmış tek savaşa, kurtuluş savaşına dayanan dış politikamızı ayaklar altına alıyor.
terörden yıllardır mağdur olan ve hem terörist örgütleri hem de devletlerin yaptığı terörü lanetleyen halkımız nezdinde bu yapılanlar kaygıyla izleniyor. daha düne kadar neredeyse birleşme görüşmeleri başlayacak kadar yakınlaştığımız, devlet adamlarımız tarafından bu kardeşlik görüntüsünün çokça övgüyle bahsedilen suriye ile savaşma noktasındayız. son dönemde izlenen kaypak politika nedeniyle bölgemizde a.b.d. güdümündeki ülkeler ve israil -israil ile türkiye arasında gösterilen gerginlik yapaydır. kısa bir süre sonra bunu göreceğiz- dışında anşlaşabildiğimiz ülke kalmadı.
bu gün okuduğum bu iddalar doğruysa vah benim ülkemin haline. (ki ben bu iddaların -yakın dönemde olanlara bakarak- doğru olduğunu düşünüyorum.)
1 - Olaydan iki gün önce Amerikan New York Times gazetesi CIA ajanlarının Antakya'da bulunduklarını ve buradaki Hür Suriye Ordusu kampları üzerinden Suriye'deki silahlı gruplara her türlü ağır silah gönderdiklerini yazmıştı.
2 - Amerikan ve Batı medyası aylardır kampları Antakya'da (yani uçağın düştüğü yere çok yakın bölgede) bulunan Hür Suriye Ordusu militanlarının Türk sınırından sızarak çatışmalara katıldıklarını yazıyor.
3 - Antakya'dan sızarak Suriye içinde ordu ile çatışan silahlı gruplar uçağın düşürüldüğü bölgede çok ciddi varlık gösteriyor ve devletin silahlı güçleri ile çatışıyorlar. Yani uçağın düşürüldüğü bölge Suriye devleti açısından çok sıcak, gergin ve hassas bir bölge.
6 - Eylül 2007'de Suriye'nin doğusunda nükleer tesis olduğu iddiasıyla bir binayı vuran İsrail uçakları Antakya bölgesinden Türk hava sahasını kullanarak girmiş ve geri dönüşünde o bölgede yakıt tanklarını atarak gitmiştir.
kaynak: http://www.aksam.com.tr/ucak-hikayesi-7003y.html
bunlar terör mağduru bir ülke için utanılacak girişimlerdir. yazık onurlu bir ülke ve millet oluşturmak için şehit olan vatandaşlarımıza.
hükümet yıllardır dış siyasette temeli dünyanın en meşru ve emperyalizme karşı kazanılmış tek savaşa, kurtuluş savaşına dayanan dış politikamızı ayaklar altına alıyor.
terörden yıllardır mağdur olan ve hem terörist örgütleri hem de devletlerin yaptığı terörü lanetleyen halkımız nezdinde bu yapılanlar kaygıyla izleniyor. daha düne kadar neredeyse birleşme görüşmeleri başlayacak kadar yakınlaştığımız, devlet adamlarımız tarafından bu kardeşlik görüntüsünün çokça övgüyle bahsedilen suriye ile savaşma noktasındayız. son dönemde izlenen kaypak politika nedeniyle bölgemizde a.b.d. güdümündeki ülkeler ve israil -israil ile türkiye arasında gösterilen gerginlik yapaydır. kısa bir süre sonra bunu göreceğiz- dışında anşlaşabildiğimiz ülke kalmadı.
bu gün okuduğum bu iddalar doğruysa vah benim ülkemin haline. (ki ben bu iddaların -yakın dönemde olanlara bakarak- doğru olduğunu düşünüyorum.)
1 - Olaydan iki gün önce Amerikan New York Times gazetesi CIA ajanlarının Antakya'da bulunduklarını ve buradaki Hür Suriye Ordusu kampları üzerinden Suriye'deki silahlı gruplara her türlü ağır silah gönderdiklerini yazmıştı.
2 - Amerikan ve Batı medyası aylardır kampları Antakya'da (yani uçağın düştüğü yere çok yakın bölgede) bulunan Hür Suriye Ordusu militanlarının Türk sınırından sızarak çatışmalara katıldıklarını yazıyor.
3 - Antakya'dan sızarak Suriye içinde ordu ile çatışan silahlı gruplar uçağın düşürüldüğü bölgede çok ciddi varlık gösteriyor ve devletin silahlı güçleri ile çatışıyorlar. Yani uçağın düşürüldüğü bölge Suriye devleti açısından çok sıcak, gergin ve hassas bir bölge.
6 - Eylül 2007'de Suriye'nin doğusunda nükleer tesis olduğu iddiasıyla bir binayı vuran İsrail uçakları Antakya bölgesinden Türk hava sahasını kullanarak girmiş ve geri dönüşünde o bölgede yakıt tanklarını atarak gitmiştir.
kaynak: http://www.aksam.com.tr/ucak-hikayesi-7003y.html
bunlar terör mağduru bir ülke için utanılacak girişimlerdir. yazık onurlu bir ülke ve millet oluşturmak için şehit olan vatandaşlarımıza.
31 Temmuz 2011
pardus 2011.1 internet bağlantısındaki sıkıntılar
Pardus'un 2011.1 sürümü ile internette sorunlar yaşıyordum.
Sürekli girdiğim sitelere giremiyordum (last.fm vs.) ya da
herhangi bir site adresi yazıp tıkladığımda (google gibi)
bana alakasız bir site getiriyor. En basiti konversation ile
pardus kanalına bile bağlanamıyordum..
yapılacak işlem; görev çubuğu üzerindeki ağ arayüzü simgesi
üzerinde sağ tıklayıp > ağ yönetimi ayarlarını aç. ağ
bağlantıları ekranında gözüken Eth ı seçip düzenle diyelim.
burada açılan ekranda yöntem bölümüne "sadece otomatik
(DHCP) adresler" i seçip, "DNS sunucuları" bölümüne de
208.67.222.222 ve 208.67.220.220 adreslerini ekleyelim.
tamam dediğimizde şifre soracak, şifreyi girelim. sonrasında
bu ayarların etkin olması için bağlantıyı kesip yeniden
bağlanalım. internet bağlantısında yaşadığımız sorunlar
ortadan kalkacak.
Etiketler:
2011.1,
internet,
internete bağlanamıyorum,
last fm e giremiyorum,
linux,
özgürlük,
özgürlük için,
pardus
09 Ocak 2011
pardus kwallet
kwallet bilindiği üzere bir şifre yöneticisi. ben kwalleti amarok un last fm eklentisi için aktif hale getirdim ve uzun süre önce kwallet için bir şifre belirledim. sonrasında da bu şifreyi unuttum. şifreyi hatırlayamadığım için amarok u last fm eklentisinden dolayı kullanamadım. internette pardusla ilgili kaynaklara ve forumlara bakmama rağmen bununla ilgili bir yazı bulamadım. bulduklarım da kwallet i servis yöneticinden kapatılmasını öneriyordu. ben ise kwallet i kapatmadan şifresini sıfırlamak istiyordum.
bunu da sistem > kwallet yönetim aracı nı çalıştırarak, orada bulunan cüzdanı silerek yeni bir cüzdan oluşturdum. bu sayede amarok u ve last fm eklentisini kwallet servisini kapatmadan kullanmış oldum...
bunu da sistem > kwallet yönetim aracı nı çalıştırarak, orada bulunan cüzdanı silerek yeni bir cüzdan oluşturdum. bu sayede amarok u ve last fm eklentisini kwallet servisini kapatmadan kullanmış oldum...
Etiketler:
amarok,
bilgisayar,
kwallet,
last fm,
özgürlük için,
pardus,
sorun
26 Aralık 2010
Seninki kaç santim? - Greenpeace
Seninki kaç santim? - Greenpeace: "2050’de dünyadaki balık stokları tükenecek. Denizleri hala sonsuz bereket kaynağı olarak görüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı bitti. Gerı kalan %40 ise 40 yıl içinde son bulacak. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek."
03 Eylül 2010
AKP DEMOKRASİ ANLAYIŞI...
* Antalya'da Hayır bildirisi dağıtan kadınlar ve Aydın'da bir mitingde Hayır pankartı taşıyan dört genç gözaltına alındı...
* Belediye Zabıtaları Pendik'te Hayır mitingine çağrı yapanlara saldırdı, bir kişi yaralandı...
* AKP'liler Mersin'de Hayır oyu kullanılması için çalışma yapan gençlere saldırdı, gençler göz altına alındı.
* Beyoğlu'nda Evet yürüyüşü sırasında Hayır standı mitinge katılanlar ve polisin saldırısına uğradı...
* AKP Bağcılar ilçe yöneticileri Hayırcı muhtarı tartakladı.
* Kağıthane, Gaziosmanpaşa ve İçerenköy'de Hayır standlarına yapılan saldırılarda bir kişi yaralandı...
* Gaziantep'te "Hayır" tişörtü giyen genç polis tarafından alıkonularak kamerayla kaydedildi ve tişörtünü ters giymek zorunda bırakıldı...
nasıl? daha demokratik bir anlayışın eseri değil mi?
not: uykusuz dergisi kapağından alıntı...
* Belediye Zabıtaları Pendik'te Hayır mitingine çağrı yapanlara saldırdı, bir kişi yaralandı...
* AKP'liler Mersin'de Hayır oyu kullanılması için çalışma yapan gençlere saldırdı, gençler göz altına alındı.
* Beyoğlu'nda Evet yürüyüşü sırasında Hayır standı mitinge katılanlar ve polisin saldırısına uğradı...
* AKP Bağcılar ilçe yöneticileri Hayırcı muhtarı tartakladı.
* Kağıthane, Gaziosmanpaşa ve İçerenköy'de Hayır standlarına yapılan saldırılarda bir kişi yaralandı...
* Gaziantep'te "Hayır" tişörtü giyen genç polis tarafından alıkonularak kamerayla kaydedildi ve tişörtünü ters giymek zorunda bırakıldı...
nasıl? daha demokratik bir anlayışın eseri değil mi?
not: uykusuz dergisi kapağından alıntı...
Etiketler:
akp,
cemaatlerin siyasete etkisi,
demokrasi,
iktidar hırsı,
sistem,
siyaset,
uykusuz
21 Şubat 2010
siyaset cemaat ve yargı
dün yazdığım konu hakkında araştırma yaparken, yazdıklarımdan daha beter kaynaklar gördüm. şu rezilliğe bakın. adaletmiş, hakmış, kimlerim kalkındığı ne kadar belli. tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak bu mu? tek kelime ile rezillik.
inançları çok kuvvetli bir adam değilim ama şunu söyleyebilirim, islamdaki en büyük günahlardan biri kul hakkı yemek. ben buna ahlaki bir ilke olarak inanıyorum. peki ya gözümüzün içine baka baka allah diyenler.
aşağıdaki linkleri bir inceleyin ilhan cihaner in ulaştığı dinleme kayıtlarına bakın. rezilliğin diz boyunu çoktan geçtiğini göreceksiniz...
1. link
2. link
3. link
4. link
5. link
ilhan cihaner in yaptığı soruşturmada bunun gibi binlerce sayfa konuşmadan bahsediliyor. hem bu soruşturmanın üstü örtülüyor, hem de bu soruşturmayı yapan savcı tutuklanıyor. günümüz iktidarının ADALET anlayışını görmek açısından iyi bir örnek. aynı zamanda günümüz siyasetinde cemaatlerin etkisi de inkar edilemez bir açıklıkla ortada.
inançları çok kuvvetli bir adam değilim ama şunu söyleyebilirim, islamdaki en büyük günahlardan biri kul hakkı yemek. ben buna ahlaki bir ilke olarak inanıyorum. peki ya gözümüzün içine baka baka allah diyenler.
aşağıdaki linkleri bir inceleyin ilhan cihaner in ulaştığı dinleme kayıtlarına bakın. rezilliğin diz boyunu çoktan geçtiğini göreceksiniz...
1. link
2. link
3. link
4. link
5. link
ilhan cihaner in yaptığı soruşturmada bunun gibi binlerce sayfa konuşmadan bahsediliyor. hem bu soruşturmanın üstü örtülüyor, hem de bu soruşturmayı yapan savcı tutuklanıyor. günümüz iktidarının ADALET anlayışını görmek açısından iyi bir örnek. aynı zamanda günümüz siyasetinde cemaatlerin etkisi de inkar edilemez bir açıklıkla ortada.
Etiketler:
adalet,
ahlak,
akp,
cemaat,
cemaatlerin siyasete etkisi,
kul hakkı,
rezillik,
siyaset,
tüyü bitmemiş yetim hakkı
20 Şubat 2010
siyaset, cemaat ve yargı üçgeninde ilginç bir trajedi.
uzun zamandır yazmıyorum. ülkenin içinde olduğu durum malum. yeni neslin bizim ataletimizden kurtulmuş olması nasıl beni umutlandırıyorsa, ülkedeki iktidar olgusu da o kadar umutsuzluğa itiyor.
dini kullanan cemaatlerin hayatın içinde (ekonomik, siyasi, medya, polis, yargı) güçlenmesi bugün içinde bulunduğumuz durumu ortaya çıkarıyor. zaman içerisinde kendisinin önünü kesen şu anki yönetim modeliyle savaşıyor. cemaatler ekonomik olarak güçlenmesi ile birlikte eğitim alanında yaptıkları atılımlar sayesinde pek çok kuruma nüfus etmiş durumdalar. emirlerinde büyük ekonomik güçleriyle iş adamları, siyasetçiler, medya kurumları, polis ve yargı da bulunmakta. polis ve yargı tam olarak ele geçirilememiş iki kurum. bu kanaate son yıllardaki davaların soruşturmaları sırasında ortaya çıkan deliller sayesinde vardım. bu belgeler çok iyi zamanlama ve özellikle iktidarın kullanabileceği şekilde kamuoyuna sunulmuştur.
gelelim son iki günkü çalkantıya..
ilhan cihaner,
uzun uzadıya anlatmayacağım. ilhan cihaner ilk jitemle ilgili soruşturma ile adını duyurdu. daha sonrasında yaptığı cemaatler ile ilgili soruşturmaları şu anki iktidar çeşitli çevrelerce üzerine baskı kurularak sekteye uğratıldı. bununla ilgili özellikle okunması gereken bir haberin linkini eke koyacağım. olayın iç yüzünü, nasıl çirkin bir oyun olduğunu bu iki sayfalık haberi okuyunca daha iyi anlayacaksınız.
sonuç olarak; halk olarak biz kimsenin umurunda değiliz. bu kısır bir iktidar savaşı. fillerin altındaki çimen gibi sevişseler de, dövüşseler de ezilmeye mecburuz. mecburuz bu yarım demokrasi (kurumlarıyla beraber şu anki mevcut demokrasi ve iktidarın demokrasi algısı) ve bizim kendimizi vatandaş olarak geliştirip iktidarın yaptığı işlerde denetmen sorumluluğunu hissedebilecek eğitim düzeyine gelmediğimiz müddetçe.
link:
* ilhan cihaner ile ilgili haber. haberin tamamını okuyunuz (2 sayfa).
* olayların objektif yorumu için ruşen çakır ın "Bu iktidar savaşı kolay kolay bitmez" isimli makalesi.
dini kullanan cemaatlerin hayatın içinde (ekonomik, siyasi, medya, polis, yargı) güçlenmesi bugün içinde bulunduğumuz durumu ortaya çıkarıyor. zaman içerisinde kendisinin önünü kesen şu anki yönetim modeliyle savaşıyor. cemaatler ekonomik olarak güçlenmesi ile birlikte eğitim alanında yaptıkları atılımlar sayesinde pek çok kuruma nüfus etmiş durumdalar. emirlerinde büyük ekonomik güçleriyle iş adamları, siyasetçiler, medya kurumları, polis ve yargı da bulunmakta. polis ve yargı tam olarak ele geçirilememiş iki kurum. bu kanaate son yıllardaki davaların soruşturmaları sırasında ortaya çıkan deliller sayesinde vardım. bu belgeler çok iyi zamanlama ve özellikle iktidarın kullanabileceği şekilde kamuoyuna sunulmuştur.
gelelim son iki günkü çalkantıya..
ilhan cihaner,
uzun uzadıya anlatmayacağım. ilhan cihaner ilk jitemle ilgili soruşturma ile adını duyurdu. daha sonrasında yaptığı cemaatler ile ilgili soruşturmaları şu anki iktidar çeşitli çevrelerce üzerine baskı kurularak sekteye uğratıldı. bununla ilgili özellikle okunması gereken bir haberin linkini eke koyacağım. olayın iç yüzünü, nasıl çirkin bir oyun olduğunu bu iki sayfalık haberi okuyunca daha iyi anlayacaksınız.
sonuç olarak; halk olarak biz kimsenin umurunda değiliz. bu kısır bir iktidar savaşı. fillerin altındaki çimen gibi sevişseler de, dövüşseler de ezilmeye mecburuz. mecburuz bu yarım demokrasi (kurumlarıyla beraber şu anki mevcut demokrasi ve iktidarın demokrasi algısı) ve bizim kendimizi vatandaş olarak geliştirip iktidarın yaptığı işlerde denetmen sorumluluğunu hissedebilecek eğitim düzeyine gelmediğimiz müddetçe.
link:
* ilhan cihaner ile ilgili haber. haberin tamamını okuyunuz (2 sayfa).
* olayların objektif yorumu için ruşen çakır ın "Bu iktidar savaşı kolay kolay bitmez" isimli makalesi.
03 Nisan 2009
akp antalyayı neden kaybetti
bu hafta antalyada konuşulan konu buydu. tabi başbakan ve türkiye seçim gündeminde olduğu gibi.
antalyada sokakta, mekanlarda ve otobüslerde kulak misafiri olduğum kadarı ile 3 madde ön plana çıkıyor;
1- antkart (antalyalılar RANTKART diyorlar) başlangıcındaki art niyetli uygulamalar.
2- kepez merkez arasındaki tramvay ve şehir içi trafiğinin iyice aksaması.
3- adalet bakanı m.ali şahin in seçim konuşması (halkı "bizi seçmezseniz hizmet alamazsınız" diyerek tehdit etmesi. bizim siyasilerimizde bu kafa hep var. sanki harcanan parayı ceplerinden çıkarıyorlar. benim paramla bana hava atıyor, tehdit ediyor.)
antalyada sokakta, mekanlarda ve otobüslerde kulak misafiri olduğum kadarı ile 3 madde ön plana çıkıyor;
1- antkart (antalyalılar RANTKART diyorlar) başlangıcındaki art niyetli uygulamalar.
2- kepez merkez arasındaki tramvay ve şehir içi trafiğinin iyice aksaması.
3- adalet bakanı m.ali şahin in seçim konuşması (halkı "bizi seçmezseniz hizmet alamazsınız" diyerek tehdit etmesi. bizim siyasilerimizde bu kafa hep var. sanki harcanan parayı ceplerinden çıkarıyorlar. benim paramla bana hava atıyor, tehdit ediyor.)
02 Şubat 2009
pardus ve windows yüklü ntfs bölümü
bu komut genellikle pardus(linux) ve windows işletim sistemi kullananların işine yaracağını düşünüyorum. windows işletim sisteminin hata veya uygunsuz kapatma sonucu ulaşılamayan ntfs bölümüne ulaşmak için makineyi windowsla açıp normal bir şekilde kapattıktan sonra ntfs bölümüne girebiliyorduk.
""mount -t ntfs-3g /dev/sda1 /mnt/sda1 -o force""
bu yazdığım komutu root yetkisi ile verirsek açma kapamaya gerek kalmadan ntfs bölümüne bağlanabiliriz. yalnız komutta yazan "sda1" benim bilgisayarımdaki ntfs bölümlerden biri. siz bu komutu yazarken kendi ntfs bölümünüzün adını yazmalısınız.
""mount -t ntfs-3g /dev/sda1 /mnt/sda1 -o force""
bu yazdığım komutu root yetkisi ile verirsek açma kapamaya gerek kalmadan ntfs bölümüne bağlanabiliriz. yalnız komutta yazan "sda1" benim bilgisayarımdaki ntfs bölümlerden biri. siz bu komutu yazarken kendi ntfs bölümünüzün adını yazmalısınız.
Etiketler:
ayar,
bilgisayar,
bilim,
dikkat,
gelecek,
komut,
microsoft,
özgürlük,
özgürlük için,
pardus
13 Eylül 2008
bizi deniyorlar (uykusuz) 13.08.2008
onların gözünde birer denekten farkımız yok. hızlı trenleri için bizi deniyorlar, abuk sabuk yasa teklifleri için hep bizi deniyorlar.
çocuklarımız üzerinde sistem üzerine sistem deniyorlar. üniversiteye girmenin yolu her kuşakta değişiyor, yetmiyor, bir kuşakta iki kere değişebiliyor. ülkece, beyefendilerin "pilot bölgesiyiz", "figüranlarıyız", "crash test dummie" siyiz.
bu dergi için çalışan insanlar arasında en fazla 15 yaş fark var ve hiçbiri, aynı sınav sisteminden geçmiş, aynı sınav sistemiyle mezun olmuş, üniversiteye girmiş değil.
kalitesiz binalarını, derme çatma yollarını, buram buram asfaltın yanında yolsuzluk kokan otobanlarını, seçim barajlarını hep üzerimizde deniyorlar... olmadı, baştan yaparlar, bir daha denerler. nasıl olsa söz konusu olan sizin, bizim hayatımızdır, beyefendilerin değil.
beyefendilerin gözünde birer denek hayvanından farkımız yok. hepsi bitti, şimdi yaptığı ve milyonlarca dolara satacağı geminin filikalarının sağlam olup olmadığını da üzerimizde denemeye başladılar. sağlamsa ne ala, değilse elveda...
işçilerimiz, birer kum torbası muamelesi görerek filikaların sağlam olup olmadığının anlaşılması için kullanılabiliyor. 3 can daha gitmiş, 3 aile daha evladını kaybetmiş ne var bunda? filikayı denediler ya, bu yeter onlara. sağlam değilmiş işte düzenekleri, yenisini yaparlar, yine denerler, yine kum torbası yerine işçilerimizi kullanırlar. yapmazlar bir daha mıdiyorsunuz? siz daha bu ülkeyi tanımıyorsunuz.
tüpgaz kaçağını çakmağıyla kontrol eden tüpçü misali, ama kendi hayatlarını değil, bizim hayatlarımızı ortaya koyarak deniyorlar.
yıllardır üzerimizde herşeyi denediler; terör örgütlerini, istikrarlaştırmanın türlü çeşidini, en akla gelmedik para politikalarını, garabet eğitim sistemlerini... şimdi bir filikanın sağlam olup olmadığını denemişler, çok mu? verecek 70 milyon canımız var, azar azar veriyoruz: beyefendilere feda olsun!
not: yazı 13.08.2008 tarihli uykusuz dergisinin kapağından alıntıdır.
çocuklarımız üzerinde sistem üzerine sistem deniyorlar. üniversiteye girmenin yolu her kuşakta değişiyor, yetmiyor, bir kuşakta iki kere değişebiliyor. ülkece, beyefendilerin "pilot bölgesiyiz", "figüranlarıyız", "crash test dummie" siyiz.
bu dergi için çalışan insanlar arasında en fazla 15 yaş fark var ve hiçbiri, aynı sınav sisteminden geçmiş, aynı sınav sistemiyle mezun olmuş, üniversiteye girmiş değil.
kalitesiz binalarını, derme çatma yollarını, buram buram asfaltın yanında yolsuzluk kokan otobanlarını, seçim barajlarını hep üzerimizde deniyorlar... olmadı, baştan yaparlar, bir daha denerler. nasıl olsa söz konusu olan sizin, bizim hayatımızdır, beyefendilerin değil.
beyefendilerin gözünde birer denek hayvanından farkımız yok. hepsi bitti, şimdi yaptığı ve milyonlarca dolara satacağı geminin filikalarının sağlam olup olmadığını da üzerimizde denemeye başladılar. sağlamsa ne ala, değilse elveda...
işçilerimiz, birer kum torbası muamelesi görerek filikaların sağlam olup olmadığının anlaşılması için kullanılabiliyor. 3 can daha gitmiş, 3 aile daha evladını kaybetmiş ne var bunda? filikayı denediler ya, bu yeter onlara. sağlam değilmiş işte düzenekleri, yenisini yaparlar, yine denerler, yine kum torbası yerine işçilerimizi kullanırlar. yapmazlar bir daha mıdiyorsunuz? siz daha bu ülkeyi tanımıyorsunuz.
tüpgaz kaçağını çakmağıyla kontrol eden tüpçü misali, ama kendi hayatlarını değil, bizim hayatlarımızı ortaya koyarak deniyorlar.
yıllardır üzerimizde herşeyi denediler; terör örgütlerini, istikrarlaştırmanın türlü çeşidini, en akla gelmedik para politikalarını, garabet eğitim sistemlerini... şimdi bir filikanın sağlam olup olmadığını denemişler, çok mu? verecek 70 milyon canımız var, azar azar veriyoruz: beyefendilere feda olsun!
not: yazı 13.08.2008 tarihli uykusuz dergisinin kapağından alıntıdır.
Etiketler:
bizi deniyorlar,
denek hayatlar,
isyan,
penguen,
siyaset,
uykusuz,
yolsuzluk
12 Nisan 2008
barış manço
barış mançonun benim için ne ifade ettiğini yazacağım. biyografisine nasıl olsa her yerden ulaşabilirsiniz.
barış manço bir dönem gençliğinin üzerinde en fazla etki bırakan sanatçılardan biridir. bende de olduğu gibi. toplumumuza ait pek çok değer yargısını -özellikle kültüründen kopmadan evrensel bir insan oluşturabilecek olanlarını- şarkıları ile bir nesile aktarmış. toplum hızla yozlaşırken mücadelesine farklı kulvarlarda yılmadan devam etmiştir.
şanslıyım ki sanatçılığını bir kaç uyduruk parça ve sansasyonel yaşam tarzı ile pekiştirenlerin yanında gerçek sanatçıları da görebildim. barış mançoda kariyerini tabiri caizse tırnakları ile kazıyarak oluşturmuştur. bende öyle ulu bir çınarın gölgesinden istifade edebildiğim için mutluyum.
dün akşam bazı parçalarını ve kliplerini izlemek üzere youtuba a girdim. barış manço hakkında yazılan yorumlar içimi sızlattı. -yazıyı yazmama da neden oldu- onca çabasına rağmen halen anlatmak istediğini almak istemeyen bazı yaşam formları mevcut. barış mançonun vizyonunu algılayabilmeleri için sanatçının sanat yaşantısı ile özel hayatı arasındaki farkı anlamaları gerekiyor.
barış manço türk sanatının ciddi bir değeri idi. şarkıları ile çok şey anlattı. kaybolmakta olan, bizi biz yapan değerleri hatırlattı. bugün ki pek çok müsveddenin aksine kendi çıkarlarının önüne topluma örnek olma vizyonunu, zengin kültürümüzle harmanlayıp insanları bilinçlendirmeye çalıştı. yine de çoğunluk tarafından kıymeti bilinemedi.
hiç bir değerimize sahip çıkamadığımız gibi ona da layık olamadık. yüzyıllar sonra değeri anlaşılacağı umuduyla..
anlıyorsun değil mi?
dönence
kol düğmeleri
gamzedeyim deva bulsam
halil ibrahim sofrası
hal hal
sarı çizmeli mehmet ağa
barış manço bir dönem gençliğinin üzerinde en fazla etki bırakan sanatçılardan biridir. bende de olduğu gibi. toplumumuza ait pek çok değer yargısını -özellikle kültüründen kopmadan evrensel bir insan oluşturabilecek olanlarını- şarkıları ile bir nesile aktarmış. toplum hızla yozlaşırken mücadelesine farklı kulvarlarda yılmadan devam etmiştir.
şanslıyım ki sanatçılığını bir kaç uyduruk parça ve sansasyonel yaşam tarzı ile pekiştirenlerin yanında gerçek sanatçıları da görebildim. barış mançoda kariyerini tabiri caizse tırnakları ile kazıyarak oluşturmuştur. bende öyle ulu bir çınarın gölgesinden istifade edebildiğim için mutluyum.
dün akşam bazı parçalarını ve kliplerini izlemek üzere youtuba a girdim. barış manço hakkında yazılan yorumlar içimi sızlattı. -yazıyı yazmama da neden oldu- onca çabasına rağmen halen anlatmak istediğini almak istemeyen bazı yaşam formları mevcut. barış mançonun vizyonunu algılayabilmeleri için sanatçının sanat yaşantısı ile özel hayatı arasındaki farkı anlamaları gerekiyor.
barış manço türk sanatının ciddi bir değeri idi. şarkıları ile çok şey anlattı. kaybolmakta olan, bizi biz yapan değerleri hatırlattı. bugün ki pek çok müsveddenin aksine kendi çıkarlarının önüne topluma örnek olma vizyonunu, zengin kültürümüzle harmanlayıp insanları bilinçlendirmeye çalıştı. yine de çoğunluk tarafından kıymeti bilinemedi.
hiç bir değerimize sahip çıkamadığımız gibi ona da layık olamadık. yüzyıllar sonra değeri anlaşılacağı umuduyla..
anlıyorsun değil mi?
dönence
kol düğmeleri
gamzedeyim deva bulsam
halil ibrahim sofrası
hal hal
sarı çizmeli mehmet ağa
17 Şubat 2008
habere ulaşmak
türkiye de bu iş çok zor. malum medyanın çoğunluğu tekel elinde. ve keyfi, işine geldiği gibi, çıkarları doğrultusunda pompalama haberler yapılıyor. bunlar gün boyu tv ve gazetelerle destekleniyor. diğer yandan tarafsız !! haber yaptığını savunan yeşil sermaye kanalları mevcut. onlar da çıkarları doğrultusunda haberleri istedikleri gibi eğip bükerek sunuyorlar. bunların yanında bağımsız gibi gözüken bir kısım medyada gerek dağıtım kanalları gerekse reklam verenler tarafından esnetilmek suretiyle olaylar istenilen ağdalı kıvamda ekranlara ve gazetelere taşınıyor.
peki ben nasıl haber alacağım. benim taktiğim şu günlük kamuoyunu oyalayacak haberleri okurken internetten ntv ve haber7 deki yazılanları okuyorum. haber 7 de kurulan ideolojik cümleleri ayıklayıp okumak zorunda kalıyorum. değişik görüşlerde bir kaç gazete eve girdiği için onlarla karşılaştırıp netlik ayarını yapmaya çalışıyorum. sonuç her zaman isabetli olmuyor ama yorucuda olsa bu yöntem çoğunlukla işe yarıyor. daha ince detaylar içinse okuyucusundan başka ekonomik kaynağı olmayan mizah dergilerini kullanıyorum. çok kritik dönemlerde de haberlerine güvendiğim bir iki köşe yazarını okuyorum.
-her olayda özgür basın diye yırtınanların iki yüzlülüğü ortada. bizlerin haber alma özgürlüğümüz çokta umurlarında-
sonunda habere bir nebze yaklaşmış oluyorum.
bunu neden anlattım? dünden beri üye olduğum bazı sitelerde şırnak cizre de ölen vatandaşımızın üzerine spekülasyonlar yapıldı. bu ölü bedeni kullanarak iki siyasi tarafta (sağ -sol) kendi fikirlerinin haklılığını savundu. bugün bakıyoruz ki ölen kişi 16 yaşında yahya menekşe. nasıl öldüğü muamma. evet maalesef insanlar bu ölü bedenide ölüm nedeni için kullanmaya kalktıkları için net bir ifadesi yok ölümünün. cenaze işlemi sırasında iki türk bayrağının asıldığı direkler kırılarak aşağıya indirilmesi bu ölümün panzer ezerek yapıldığı gibi bir nedene dayandırılıp ayaklanma çıkartmak bahanesi yapıldığı iddialarını güçlendiriyor bence. ilerleyen günlerde ortaya çıkacaktır gerçek.
bu arda bazı mailleri paylaşayım. kanaltürk ün yaptığı yayınların bazılarının çıkarlarına dokunduğu ile alakalı. ben kanalı izlemediğim için net bir fikrim yok. ama mailde anlatılanlar bugünün türkiye sinde olmayacak şeyler gibi gözükmüyor.
buyurun;
Kanaltürk
AKP iktidarı, mecliste en büyüktür. AKP iktidarı, cumhurbaşkanı,
başkomutan, başbakan, bakan, danışman, genel müdür, müdür, memur
kadrolarını doldurduğuna göre devlet ne kadar büyükse, o kadar
büyüktür.
Keyfine göre Anayasa yaptırdığına bakılırsa, devletten de büyüktür.
Keyfine göre yargıç, savcı atadığına, istediği yasayı çıkarıp, var
olanı
keyfine uydurduğuna ve keyfine uymayan mahkeme kararlarına da
uymadığına
göre, hukuktan bile büyüktür!
Medyanın yarısı AKP'li olup, diğer yarısı da susta durduğuna göre, AKP
iktidarı, medyadan çoook daha büyüktür...
Ne var ki AKP İktidarı, büyüklüğüne bir türlü inanamıyor, sindiremiyor,
taşıyamıyor, kendisini küçük görüyor ki hâlâ Kanaltürk'le uğraşıyor.
Uğraştıkça da kendini küçültüyor.
Kanaltürk nedir?
Bir avuç gözü kara 'deli gönül'ün, varlarını yoklarını ortaya koyup,
inandıklarını dile getirip düşündüklerini söyledikleri, AKP'ye sert
muhalefet yapılan, ama karşıt görüşlere de yer veren, birbirinden
donanımlı ve yetenekli insanların, beş aydır maaş almadan, özveriyle
çalıştıkları bir televizyon kanalı. Bir özelliği var: Çok
seyrediliyor.
Vay sen misin etine buduna bakmadan AKP'ye kafa tutmaya kalkan dendi
ve
Büyük AKP İktidarı, küçücük Kanaltürk'ü 'bitirme' planında önce
Maliye'yi
kullandı. Onlarca müfettiş bir yıldır ablukaya aldı kanalı.
Yetmedi,
reklam verenlere tek tek telefon açtırıldı, gözdağı verdirildi.
Derken RTÜK sopası devreye girdi, dünya medya tarihine geçecek
cezalar kesildi. Son darbeyi, üç gün boyunca reklam yasağıyla
indirdiler. Neymiş efendim? Yolsuzluk ve Yoksulluk programında bir
tekzip
20 saniye sonra döndürülmüş. Ama döndürülmüş, hem de gecikmeden dolayı
özür dilenerek bir kez daha döndürülmüş. Hiçbir biçimde cezayı hak
etmiyor
Kanaltürk. Hele 20 saniyelik bir gecikmeye, üç günlük reklam
kesintisi, insafsız bir infaz!
İnfazcı niçin RTÜK? Çünkü Tuncay Molloveisoğlu, ki bence Uğur
Mumcu'dan sonra Türkiye'nin en iyi araştırmacı gazetecisidir, Yolsuzluk
ve
Yoksulluk programında Almanya'daki Deniz Feneri Derneği ve Kanal 7'ye
yapılan baskınla tutuklanan yöneticilerini gündeme getirdi. Alman
polisi,
Deniz Feneri'nin 'yoksullara yardım' diye topladığı 14 milyon euro'nun
kayıp olduğunu ve bu paradan 7 milyon euro'nun Kanal 7'nin Almanya
şubesi
Euro 7'ye aktarıldığını tespit etmişti! Ama Tuncay Mollaveisoğlu
araştırmayı derinleştirince:
RTÜK başkanı Zahit Akman'ın Kanal 7'nin kurucuları arasında olup, bu
görevinden ancak RTÜK üyesi seçildikten sonra 30 Eylül 2005'te ayrıldığı
ve... Kanal 7 hisselerini Alman polisi tarafından tutuklanan
Deniz Feneri Derneği Başkanı Mehmet Gürhan'a devrettiği, iddiasına da
ulaştı. Hem de belgeleriyle!
Belgelerle destekli bu iddia, CHP'li Milletvekili Emin Koç tarafından
meclis gündemine taşındı ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın önünde soru
önergesi olarak duruyor.
Zahid Akman'ın RTÜK'ü, işte başkanına yönelik bu yolsuzluk iddiası
yüzünden infaz ediyor, Kanaltürk'ü. Ve iddianın ucu kimbilir kimlere
dayanıyor ki kaybolan 14 milyon euro'luk 'yoksul yardım' larında, Büyük
AKP İktidarı da Kanaltürk batınca rahat bir soluk alacak... mı dersiniz
?
Fos büyüklük var, pos büyüklük var. AKP'ninki fos büyüklük.
Yoksa bu kadar korkar mıydı, küçücük Kanaltürk'ün posundan?
işte iddialar. ortam bu iken sağlıklı haber almamızı sağlayacak kaynakların artması dileğiyle..
peki ben nasıl haber alacağım. benim taktiğim şu günlük kamuoyunu oyalayacak haberleri okurken internetten ntv ve haber7 deki yazılanları okuyorum. haber 7 de kurulan ideolojik cümleleri ayıklayıp okumak zorunda kalıyorum. değişik görüşlerde bir kaç gazete eve girdiği için onlarla karşılaştırıp netlik ayarını yapmaya çalışıyorum. sonuç her zaman isabetli olmuyor ama yorucuda olsa bu yöntem çoğunlukla işe yarıyor. daha ince detaylar içinse okuyucusundan başka ekonomik kaynağı olmayan mizah dergilerini kullanıyorum. çok kritik dönemlerde de haberlerine güvendiğim bir iki köşe yazarını okuyorum.
-her olayda özgür basın diye yırtınanların iki yüzlülüğü ortada. bizlerin haber alma özgürlüğümüz çokta umurlarında-
sonunda habere bir nebze yaklaşmış oluyorum.
bunu neden anlattım? dünden beri üye olduğum bazı sitelerde şırnak cizre de ölen vatandaşımızın üzerine spekülasyonlar yapıldı. bu ölü bedeni kullanarak iki siyasi tarafta (sağ -sol) kendi fikirlerinin haklılığını savundu. bugün bakıyoruz ki ölen kişi 16 yaşında yahya menekşe. nasıl öldüğü muamma. evet maalesef insanlar bu ölü bedenide ölüm nedeni için kullanmaya kalktıkları için net bir ifadesi yok ölümünün. cenaze işlemi sırasında iki türk bayrağının asıldığı direkler kırılarak aşağıya indirilmesi bu ölümün panzer ezerek yapıldığı gibi bir nedene dayandırılıp ayaklanma çıkartmak bahanesi yapıldığı iddialarını güçlendiriyor bence. ilerleyen günlerde ortaya çıkacaktır gerçek.
bu arda bazı mailleri paylaşayım. kanaltürk ün yaptığı yayınların bazılarının çıkarlarına dokunduğu ile alakalı. ben kanalı izlemediğim için net bir fikrim yok. ama mailde anlatılanlar bugünün türkiye sinde olmayacak şeyler gibi gözükmüyor.
buyurun;
Kanaltürk
AKP iktidarı, mecliste en büyüktür. AKP iktidarı, cumhurbaşkanı,
başkomutan, başbakan, bakan, danışman, genel müdür, müdür, memur
kadrolarını doldurduğuna göre devlet ne kadar büyükse, o kadar
büyüktür.
Keyfine göre Anayasa yaptırdığına bakılırsa, devletten de büyüktür.
Keyfine göre yargıç, savcı atadığına, istediği yasayı çıkarıp, var
olanı
keyfine uydurduğuna ve keyfine uymayan mahkeme kararlarına da
uymadığına
göre, hukuktan bile büyüktür!
Medyanın yarısı AKP'li olup, diğer yarısı da susta durduğuna göre, AKP
iktidarı, medyadan çoook daha büyüktür...
Ne var ki AKP İktidarı, büyüklüğüne bir türlü inanamıyor, sindiremiyor,
taşıyamıyor, kendisini küçük görüyor ki hâlâ Kanaltürk'le uğraşıyor.
Uğraştıkça da kendini küçültüyor.
Kanaltürk nedir?
Bir avuç gözü kara 'deli gönül'ün, varlarını yoklarını ortaya koyup,
inandıklarını dile getirip düşündüklerini söyledikleri, AKP'ye sert
muhalefet yapılan, ama karşıt görüşlere de yer veren, birbirinden
donanımlı ve yetenekli insanların, beş aydır maaş almadan, özveriyle
çalıştıkları bir televizyon kanalı. Bir özelliği var: Çok
seyrediliyor.
Vay sen misin etine buduna bakmadan AKP'ye kafa tutmaya kalkan dendi
ve
Büyük AKP İktidarı, küçücük Kanaltürk'ü 'bitirme' planında önce
Maliye'yi
kullandı. Onlarca müfettiş bir yıldır ablukaya aldı kanalı.
Yetmedi,
reklam verenlere tek tek telefon açtırıldı, gözdağı verdirildi.
Derken RTÜK sopası devreye girdi, dünya medya tarihine geçecek
cezalar kesildi. Son darbeyi, üç gün boyunca reklam yasağıyla
indirdiler. Neymiş efendim? Yolsuzluk ve Yoksulluk programında bir
tekzip
20 saniye sonra döndürülmüş. Ama döndürülmüş, hem de gecikmeden dolayı
özür dilenerek bir kez daha döndürülmüş. Hiçbir biçimde cezayı hak
etmiyor
Kanaltürk. Hele 20 saniyelik bir gecikmeye, üç günlük reklam
kesintisi, insafsız bir infaz!
İnfazcı niçin RTÜK? Çünkü Tuncay Molloveisoğlu, ki bence Uğur
Mumcu'dan sonra Türkiye'nin en iyi araştırmacı gazetecisidir, Yolsuzluk
ve
Yoksulluk programında Almanya'daki Deniz Feneri Derneği ve Kanal 7'ye
yapılan baskınla tutuklanan yöneticilerini gündeme getirdi. Alman
polisi,
Deniz Feneri'nin 'yoksullara yardım' diye topladığı 14 milyon euro'nun
kayıp olduğunu ve bu paradan 7 milyon euro'nun Kanal 7'nin Almanya
şubesi
Euro 7'ye aktarıldığını tespit etmişti! Ama Tuncay Mollaveisoğlu
araştırmayı derinleştirince:
RTÜK başkanı Zahit Akman'ın Kanal 7'nin kurucuları arasında olup, bu
görevinden ancak RTÜK üyesi seçildikten sonra 30 Eylül 2005'te ayrıldığı
ve... Kanal 7 hisselerini Alman polisi tarafından tutuklanan
Deniz Feneri Derneği Başkanı Mehmet Gürhan'a devrettiği, iddiasına da
ulaştı. Hem de belgeleriyle!
Belgelerle destekli bu iddia, CHP'li Milletvekili Emin Koç tarafından
meclis gündemine taşındı ve Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın önünde soru
önergesi olarak duruyor.
Zahid Akman'ın RTÜK'ü, işte başkanına yönelik bu yolsuzluk iddiası
yüzünden infaz ediyor, Kanaltürk'ü. Ve iddianın ucu kimbilir kimlere
dayanıyor ki kaybolan 14 milyon euro'luk 'yoksul yardım' larında, Büyük
AKP İktidarı da Kanaltürk batınca rahat bir soluk alacak... mı dersiniz
?
Fos büyüklük var, pos büyüklük var. AKP'ninki fos büyüklük.
Yoksa bu kadar korkar mıydı, küçücük Kanaltürk'ün posundan?
işte iddialar. ortam bu iken sağlıklı haber almamızı sağlayacak kaynakların artması dileğiyle..
15 Şubat 2008
vatan hainliği
evet ağır gibi duruyor başlık. ama gerçek bu. ülkemiz yıllardır uygulanan yanlış politikalarla halkın refahı için kullanılacak milli servetini dünya zenginleri listesine soktuğu 26 dolar milyarderi ile göstermiştir.( refah düzeyi bizden kat kat üstün japonya bile bu listede altımızda)
liyakat usulüne göre dağıtılmayan görevler bunun birinci nedeni. durum böyle olunca o yöneticiler bu eksiklerinin diyetlerini bizim mallarımızı peşkeş çekerek ödüyorlar geriye. siyaset bu ülke üzerine örtülmüş bir leş örtüsüdür. siyasiler kendi/yandaşlarının çıkarlarını iktidar hırsı ile harmanlayarak vatandaşına etmediğini bırakmıyor. bakınız yıllardır iktidar denilen garabetin tüm ayıpları halka başka türlü bir vergi olarak gelmiştir. iktidar ve yandaşları tüm pisliklerini örtbas etmiş ve bunu yaparken bizim paramızla bozuk ekonomi dolayısıyla tüm yetkilileri satın almıştır.
nasıl böyle kesin bir kanıya varıyorum. bakınız murat demirel e. geçen haftalarda gazetelerde küçük köşelerde haberleri çıktı. kaçımız fark ettik. ben olayı kısaca anlatayım. murat bey e ait dosyalar kaybolur ve bulunamadığı için bazı davalardan yargılanamaz davası zaman aşımından düşer. sonra ne olur? dava düşünce dosyalar aynı suçtan yargılanan ali balkaner in dosyaları arasından kendiliğinden !!! çıkar. banka hortumcuları türkiye yi 50 milyar dolar zara uğrattığı düşünülüyor. ve bu suçtan yatan banka sahibi kalmadı. yani hepsi şimdi yeniden aramızda. saygın insanlar olarak. türkiye terör belasına 100 milyar dolar harcadığını düşünürseniz. küçük bir pkk gibi bakabilirsiniz bu adamlara.
30 yaşında bir insan olarak 65 yaşında emekli olacağım gerçeği çok koyuyor. hele iktidar denen olgunun zamanında kitleri iktidar çöplüğüne çevirmesi ve 40 yaşındaki genç emekliler bunun nedeni. peki faturası? biz ne güne duruyoruz değil mi? her şey çok güzel. ekonomi, türkiye nin dışarıdaki siyasi itibarı, refah düzeyi, eğitim, iş olanakları. onuda yazın bizim faturamıza biz öderiz değil mi?
iktidar ı eleştirirken hiç bir siyasi görüşü ayırmıyorum. hepsi aynı bokun başka rengi. iktidarlar döneminde zengin olan insanları araştırın. devrin siyasileriyle olan bağları sizi şaşırtacaktır. peki kimin parasıyla bunlar finanse edilir bunu da sorarsınız değil mi?
peki bu kadar sitemli yazdın bunu tetikleyen ne oldu bunlar yeni konular değil derseniz. evet başka bir konu. alınız haberin linkini veriyorum okuyup karar veriniz. link
her şey ne kadar ucuz ve normal. çünkü biz ucuzuz. okuyup araştırmak yerine kadın programları, diziler izlemek daha cazip değil mi?
bu akşam hangi diziyi izlesem?
aşağıdaki linkler bu yazıyla ilgilidir
murat demirel le ilgili haber
yazının ilham kaynağı
türkiye de gelir adaletsizliğinden kaynaklanan garipliğin haberi
liyakat usulüne göre dağıtılmayan görevler bunun birinci nedeni. durum böyle olunca o yöneticiler bu eksiklerinin diyetlerini bizim mallarımızı peşkeş çekerek ödüyorlar geriye. siyaset bu ülke üzerine örtülmüş bir leş örtüsüdür. siyasiler kendi/yandaşlarının çıkarlarını iktidar hırsı ile harmanlayarak vatandaşına etmediğini bırakmıyor. bakınız yıllardır iktidar denilen garabetin tüm ayıpları halka başka türlü bir vergi olarak gelmiştir. iktidar ve yandaşları tüm pisliklerini örtbas etmiş ve bunu yaparken bizim paramızla bozuk ekonomi dolayısıyla tüm yetkilileri satın almıştır.
nasıl böyle kesin bir kanıya varıyorum. bakınız murat demirel e. geçen haftalarda gazetelerde küçük köşelerde haberleri çıktı. kaçımız fark ettik. ben olayı kısaca anlatayım. murat bey e ait dosyalar kaybolur ve bulunamadığı için bazı davalardan yargılanamaz davası zaman aşımından düşer. sonra ne olur? dava düşünce dosyalar aynı suçtan yargılanan ali balkaner in dosyaları arasından kendiliğinden !!! çıkar. banka hortumcuları türkiye yi 50 milyar dolar zara uğrattığı düşünülüyor. ve bu suçtan yatan banka sahibi kalmadı. yani hepsi şimdi yeniden aramızda. saygın insanlar olarak. türkiye terör belasına 100 milyar dolar harcadığını düşünürseniz. küçük bir pkk gibi bakabilirsiniz bu adamlara.
30 yaşında bir insan olarak 65 yaşında emekli olacağım gerçeği çok koyuyor. hele iktidar denen olgunun zamanında kitleri iktidar çöplüğüne çevirmesi ve 40 yaşındaki genç emekliler bunun nedeni. peki faturası? biz ne güne duruyoruz değil mi? her şey çok güzel. ekonomi, türkiye nin dışarıdaki siyasi itibarı, refah düzeyi, eğitim, iş olanakları. onuda yazın bizim faturamıza biz öderiz değil mi?
iktidar ı eleştirirken hiç bir siyasi görüşü ayırmıyorum. hepsi aynı bokun başka rengi. iktidarlar döneminde zengin olan insanları araştırın. devrin siyasileriyle olan bağları sizi şaşırtacaktır. peki kimin parasıyla bunlar finanse edilir bunu da sorarsınız değil mi?
peki bu kadar sitemli yazdın bunu tetikleyen ne oldu bunlar yeni konular değil derseniz. evet başka bir konu. alınız haberin linkini veriyorum okuyup karar veriniz. link
her şey ne kadar ucuz ve normal. çünkü biz ucuzuz. okuyup araştırmak yerine kadın programları, diziler izlemek daha cazip değil mi?
bu akşam hangi diziyi izlesem?
aşağıdaki linkler bu yazıyla ilgilidir
murat demirel le ilgili haber
yazının ilham kaynağı
türkiye de gelir adaletsizliğinden kaynaklanan garipliğin haberi
Etiketler:
ayıptır bu yapılanlar,
hırsızlık,
iktidar hırsı,
kirli iktidar,
rüşvet,
siyaset,
torpil,
vatan hainliği
12 Şubat 2008
en güzel hayalini seç
bir kaç gündür hayattan uzak sakin bir köşedeydim. sessizliği dinledim. insanın kendini dinlemesi ne kadar güzelmiş. orayı çok seviyorum. manzarası çok güzel. arada bir hayattan sıkıldığımda oraya gidip manzarayı izlediğimde şarj oluyorum. pillerim doluyor.
bu sabah yine baktım ve manzarada kayboldum. hayallere daldım. o kadar güzel bir hayalle uyandım ki. sadece o hayal için bile hayatı yaşamaya değer.
not: bu şarkıyı bugün dinledim ilk defa. beni bulmuşlar bir şekilde. dinledim ve hoşuma gitti.
iki - mutsuz son
bu sabah yine baktım ve manzarada kayboldum. hayallere daldım. o kadar güzel bir hayalle uyandım ki. sadece o hayal için bile hayatı yaşamaya değer.
not: bu şarkıyı bugün dinledim ilk defa. beni bulmuşlar bir şekilde. dinledim ve hoşuma gitti.
iki - mutsuz son
Etiketler:
en güzel hayalini seç,
hayal et,
hiç,
huzur,
sıradan
17 Aralık 2007
derdiyoklar
bu videoyu ilk izlediğimde çok komik gelmişti. o döneme göre kısıtlı imkanlarla yapılmış bir sahne şovu. tahmini bir düğün merasimi sırasında kayıt edilmiş. buraya kadar normal.
bir süre sonra tekrar izlemek istedim. sonra tekrar. bu tekrarların arkası kesilmedi. cem karaca, grup haramiler yorumunu da dinledim. bir süre sonra bağımlılık yaptı.
baya uzun süre oldu bu videoyu izleyeli, son zamanlarda o kadar çok yerde karşıma çıktı ki eklemeden edemedim. izleyin eğlence ve müzik garanti...
derdiyoklar - dadaloğlu
kalktı göç eyledi avşar elleri
ağır ağır giden eller bizimdir
arap atlar yakın eder ırağı
yüce dağdan aşan yollar bizimdir
belimizde kılıcımız kirmani
taşı deler mızrağımın temreni
hakkımızda devlet etmiş fermanı
ferman padişahın dağlar bizimdir
dadaloğlu'm birgün kavga kurulur
öter tüfek davlumbazlar vurulur
nice koçyiğitler yere serilir
ölen ölür kalan sağlar bizimdir
bir süre sonra tekrar izlemek istedim. sonra tekrar. bu tekrarların arkası kesilmedi. cem karaca, grup haramiler yorumunu da dinledim. bir süre sonra bağımlılık yaptı.
baya uzun süre oldu bu videoyu izleyeli, son zamanlarda o kadar çok yerde karşıma çıktı ki eklemeden edemedim. izleyin eğlence ve müzik garanti...
derdiyoklar - dadaloğlu
kalktı göç eyledi avşar elleri
ağır ağır giden eller bizimdir
arap atlar yakın eder ırağı
yüce dağdan aşan yollar bizimdir
belimizde kılıcımız kirmani
taşı deler mızrağımın temreni
hakkımızda devlet etmiş fermanı
ferman padişahın dağlar bizimdir
dadaloğlu'm birgün kavga kurulur
öter tüfek davlumbazlar vurulur
nice koçyiğitler yere serilir
ölen ölür kalan sağlar bizimdir
30 Kasım 2007
sarı kurdelam sarı
22 Ekim 2007
yorumsuz
insanlığın bu güne ulaştırdığı yüksek ahlak kuralları, medenilik ölçüleri sadece bizim haklarımızı kullanmak istediğimizde gündemde tutulması ne acı. oysaki biz bu tür sıkıntıları yıllardır farklı şekillerde yaşadığımızın göstergesi değil mi? aşağıdaki yazı. 100 yıl önce ahmet miş bu işi yapan, şimdi ise oğlu mehmet. ne fark eder? medeniyet ölçücüleri, müttefik ve dostlarımız bizim arkamızdan bu pislik irin yuvalarını beslerlerken çok ahlaklı medeni, biz ölen askerlerimizin hukukunu korumak istediğimizde şiddet düşkünü barbar ilan edilmemiz acı değil mi? bu iki yüzlülüğe içimizde de bazı insanlar bu medeniyetin saklı kirli yüzünü görmeden medeniyet havarisi kesilerek haklılığımızı yıpratmaları ne peki?
Tarih araştırmacısı Gökhan Balcı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) arşivlerinde Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani ve amcası Barzan Şeyhi Abdüsselam'ın Rusların desteği ile Ermeni çetelerini Türklere karşı kışkırttığının açıkta yer aldığını kaydetti.
Araştırmalarını ''Soykırıma Uğrayan Türkler'' adlı kitabında toplayan Balcı,atalarının Erivan Türkü, dedesinin Kazım Karabekir'in silah arkadaşı olduğunu anımsattı.Balcı, katliama uğrayan bir sülalenin ferdi olarak Ermenilerin sözde soykırım iddialarının kendisini oldukça yaraladığını, bu nedenle soykırım iddialarıyla ilgili araştırmalara ağırlık verdiğini belirtti.Balcı, Genelkurmay Başkanlığının arşivlerini açtıktan sonra, ilk araştırma fırsatını bulan kişilerden biri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
''Devlet arşivinden de yaptığım araştırmalarda Türk geçmişi ve geleceği için ibret verici sonuçlara ulaştım. Geçmiş yıllarda Türkiye tarafından korunan, son dönemde ise Türkiye'ye yönelik 'tehdit içerikli' açıklamalarıyla dikkati çeken Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani'nin sözde Ermeni soykırımının yaşandığı iddia edilen tarihlerde, Ermenilerle birlikte Türklere saldırırken, Barzan aşireti Rusya'dan önemli destekler aldı. Mustafa Barzani, Ermeni çetelerini silahlandırarak, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki Türk köylerinde işkenceler yapmış.''
Barzan Şeyhi Abdüsselam ve Mustafa Barzani'nin Türklere yaptığı işkencelerin ortaya çıkmasının ardından İran'a kaçtığını ifade eden Balcı, şöyle devam etti:
''Molla Mustafa Barzani, babası, ağabeyi yıllarca Türkleri düşman olarak görüp, aldıkları yabancı desteklerle tam anlamıyla bir soykırım yapmışlar. Genelkurmay ve devlet arşivlerinde yer alan belgelerde Barzanilerin, Ermenileri ve Rusları kullandığı açıkça belirtiliyor. Barzan aşiretiyle ilgili gerçekler, Rusya devlet arşivlerinde de bulunuyor. Mustafa Barzani'nin ölümünün ardından aşireti yöneten oğlu Mesut Barzani'de bugün atalarının gittiği yoldan ilerlemeye çalışıyor. 1915'te babası, Rusların desteği ile Ermenileri Türklere karşı kışkırtmıştı, şimdi ise kendisi ABD desteği ile Kürtleri kışkırtarak aynı taktiği izliyor.''
Barzan aşiretinin her fırsatta Osmanlıya ihanet ettiğine dikkati çeken Balcı, ''Barzan aşireti, Türk katliamını 1915'den beri yürütmeye çalışıyor. Baba ile oğul arasında hiç fark yok. Her ikisi de aynı mezalimi ve soykırımı düzenlemekte kararlılar. Bunun için de şu anda Kürtleri kullanıyorlar'' dedi.
Balcı, Barzan aşiretinin soyunun Kürtlere dayanmadığını, bununla ilgili de geniş bir araştırmayı gelecek aylarda yayınlayacağını söyledi.Araştırmalarının yer aldığı kitabının bir çağrı niteliği taşıdığına değinen Balcı, ''Bu kitap, Türkmen soydaşlarımıza saldıran ve gözünü Güneydoğuya diken Barzani'ye dikkati çekmek için bir çağrıdır. Artık herkes gözünü açmalı'' diye konuştu.
GENELKURMAY ARŞİVİ
Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi'nden elde edilen, Erzurum'un Hasankale ilçesindeki birlikten Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı'na yazılmış 2763 numaralı metinde, şunlar kaydediliyor:
''Van Seyyar Jandarma Tümeni'nden gelen cevap aşağıdadır. Ruslar seferberlikten beri, önce Osmanlı toprakları içinde adi ve siyasi suçlar işleyip İran'a kaçanlara ve hudut yakınında yaşayan İran aşiretlerinden kandırdıklarına, silah ve para vererek sınırlardan geçiriyorlar. Bunlar aracılığıyla olaylar tertipleyerek memleketimizde birçok cinayet işlettirdiler. Celali bölgesinde oturan Abdevi aşireti reisi Simko'nun memletimizin içinde işlediği her cinayet için Rusların düzenli olarak verdikleri maaştan başka, ayrıca ödül de verdiklerini, Simko itiraf etmiştir.
Bu konularda Van Valiliğinin de birçok belgesi bulunmaktadır. Mustafa Barzani de İran'a kaçarak, Ruslar tarafından Tiflis'te ağırlanıp orada çok miktarda para ve ayrıca talimat verildikten sonra, memleketimizde karışıklık çıkarmak için gönderildi. Barzan Şeyhi Abdüsselam, Rusların yardımıyla aşiretleri teşvik ederek, Bacerge civarına kadar gelmişti...''
kaynak :...........AA
Tarih araştırmacısı Gökhan Balcı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) arşivlerinde Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani ve amcası Barzan Şeyhi Abdüsselam'ın Rusların desteği ile Ermeni çetelerini Türklere karşı kışkırttığının açıkta yer aldığını kaydetti.
Araştırmalarını ''Soykırıma Uğrayan Türkler'' adlı kitabında toplayan Balcı,atalarının Erivan Türkü, dedesinin Kazım Karabekir'in silah arkadaşı olduğunu anımsattı.Balcı, katliama uğrayan bir sülalenin ferdi olarak Ermenilerin sözde soykırım iddialarının kendisini oldukça yaraladığını, bu nedenle soykırım iddialarıyla ilgili araştırmalara ağırlık verdiğini belirtti.Balcı, Genelkurmay Başkanlığının arşivlerini açtıktan sonra, ilk araştırma fırsatını bulan kişilerden biri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
''Devlet arşivinden de yaptığım araştırmalarda Türk geçmişi ve geleceği için ibret verici sonuçlara ulaştım. Geçmiş yıllarda Türkiye tarafından korunan, son dönemde ise Türkiye'ye yönelik 'tehdit içerikli' açıklamalarıyla dikkati çeken Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani'nin sözde Ermeni soykırımının yaşandığı iddia edilen tarihlerde, Ermenilerle birlikte Türklere saldırırken, Barzan aşireti Rusya'dan önemli destekler aldı. Mustafa Barzani, Ermeni çetelerini silahlandırarak, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki Türk köylerinde işkenceler yapmış.''
Barzan Şeyhi Abdüsselam ve Mustafa Barzani'nin Türklere yaptığı işkencelerin ortaya çıkmasının ardından İran'a kaçtığını ifade eden Balcı, şöyle devam etti:
''Molla Mustafa Barzani, babası, ağabeyi yıllarca Türkleri düşman olarak görüp, aldıkları yabancı desteklerle tam anlamıyla bir soykırım yapmışlar. Genelkurmay ve devlet arşivlerinde yer alan belgelerde Barzanilerin, Ermenileri ve Rusları kullandığı açıkça belirtiliyor. Barzan aşiretiyle ilgili gerçekler, Rusya devlet arşivlerinde de bulunuyor. Mustafa Barzani'nin ölümünün ardından aşireti yöneten oğlu Mesut Barzani'de bugün atalarının gittiği yoldan ilerlemeye çalışıyor. 1915'te babası, Rusların desteği ile Ermenileri Türklere karşı kışkırtmıştı, şimdi ise kendisi ABD desteği ile Kürtleri kışkırtarak aynı taktiği izliyor.''
Barzan aşiretinin her fırsatta Osmanlıya ihanet ettiğine dikkati çeken Balcı, ''Barzan aşireti, Türk katliamını 1915'den beri yürütmeye çalışıyor. Baba ile oğul arasında hiç fark yok. Her ikisi de aynı mezalimi ve soykırımı düzenlemekte kararlılar. Bunun için de şu anda Kürtleri kullanıyorlar'' dedi.
Balcı, Barzan aşiretinin soyunun Kürtlere dayanmadığını, bununla ilgili de geniş bir araştırmayı gelecek aylarda yayınlayacağını söyledi.Araştırmalarının yer aldığı kitabının bir çağrı niteliği taşıdığına değinen Balcı, ''Bu kitap, Türkmen soydaşlarımıza saldıran ve gözünü Güneydoğuya diken Barzani'ye dikkati çekmek için bir çağrıdır. Artık herkes gözünü açmalı'' diye konuştu.
GENELKURMAY ARŞİVİ
Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi'nden elde edilen, Erzurum'un Hasankale ilçesindeki birlikten Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı'na yazılmış 2763 numaralı metinde, şunlar kaydediliyor:
''Van Seyyar Jandarma Tümeni'nden gelen cevap aşağıdadır. Ruslar seferberlikten beri, önce Osmanlı toprakları içinde adi ve siyasi suçlar işleyip İran'a kaçanlara ve hudut yakınında yaşayan İran aşiretlerinden kandırdıklarına, silah ve para vererek sınırlardan geçiriyorlar. Bunlar aracılığıyla olaylar tertipleyerek memleketimizde birçok cinayet işlettirdiler. Celali bölgesinde oturan Abdevi aşireti reisi Simko'nun memletimizin içinde işlediği her cinayet için Rusların düzenli olarak verdikleri maaştan başka, ayrıca ödül de verdiklerini, Simko itiraf etmiştir.
Bu konularda Van Valiliğinin de birçok belgesi bulunmaktadır. Mustafa Barzani de İran'a kaçarak, Ruslar tarafından Tiflis'te ağırlanıp orada çok miktarda para ve ayrıca talimat verildikten sonra, memleketimizde karışıklık çıkarmak için gönderildi. Barzan Şeyhi Abdüsselam, Rusların yardımıyla aşiretleri teşvik ederek, Bacerge civarına kadar gelmişti...''
kaynak :...........AA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
